KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

 
Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü 
Sevgili okur, sizinle burada bazı yazıları paylaşacağım. bunlar hayatınızın her deminde okuyabileceginiz ve üzerinde ciddi ciddi düşünebileceğiniz yazılardır. Ayrıca bu yazıların kaynaklarınıda verecegim, çünkü bu degerli ediplerimizin diğer yazılarını bu eserlerinden görmeniz okumanız belkid yeni bir ufuk açar. sağlıkla ve esenlikle..

Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü
ismail hami Danişmend
Devlet hududuyla, ülkü sınırları arasında mukadder bir alâka vardır. Devletlerin maddî sınırları, milletlerin gönül-lerindeki manevî hududa er geç ve az çok mutlaka yaklaşır, Genişlik bakımından birincisi ikincisine tâbi gibidir. Endülüslü Ebu-Hayyâm eski Türkçe'nin "ülkü" kelimesini "El-kasd ül-mütebâid" terkibiyle, gittikçe uzaklaşan bir hedef diye anlatmakta ne kadar haklıdır. İdeal, yaklaştıkça uzaklaşan ve serabın susuzlar üzerindeki tesirini hatırlatan cazip bir ışık gibidir. Büyük milletlerin büyüklükleri işte böyle bir ışığa doğru hamlelerinden gelir.
Eski Türkler, Osmanlı imparatorluğunu üç kıtanın birleştiği çevrede kurmadan evvel millî vicdanlarında kurmuşlar ve bütün siyasî ve askerî hamlelerinde işte o büyük ülkünün gidildikçe uzaklaşan hududuna doğru atılmışlardır. Anavatanı her taraftan genişleten manevî bir harita çizilmiş gibidir. Gönüllere giren bu vicdanî haritanın muhtelif isti-kametlerdeki büyük merkezlerine hep "Kızıl-Alma/Kızıl Elma" ismi verilmiştir. Anadolu'nun etrafında uzak, yakın bir çok Kızıl Elmalar vardır. Eski Türk efsânelerine dayanan bu güzel timsal, ordunun gideceği hedefleri gösterir. Yorulmak bilmeyen eski Türk hamleleri işte bu Kızıl-El-malara doğru atıldıkça asırlara göğüs gerecek muazzam bir imparatorluk kurulmuş ve her hamlede genişlemiştir.
Bu manevî timsali maddîleştirerek izah etmekte kolaylık gören Osmanlı müellifleri "altın top", "altın âlem", "altın hokka" ve "küre-i lâ'l=yakut top" gibi elma şeklinde bir takım kızıl kürelerden bahsetmişler ve eski Türklerin "Kızıl Elma" adını taktıkları şehirlerin hepsinde ya bir saray damının veyahut bir kilise kubbesinin işte böyle bir parlak topla göz kamaştırdığına ait bir takım tafsilâta bile girişmişlerdir! Meselâ Âli Çelebi, "Künh-ül-Ah-bâr"mın henüz basılmamış kısmında Roma şehrine, "Kızıl Elma" denilmesini izah için vaktiyle Nûşirevân'm hazinesinde bulunan bir yakut kadeh içindeki "küre-i lâ'P'in bir papaz tarafından aşırılıp Vatikan'daki Saint-Pierre kilisesinin tavanına asılmış olduğuna ait bir hikâye anlatır:
"Kızıl-Alma ki dîb-i Firengistan'da bir kilise-i muazzama-dur, sakfindaki sîb gibi rahşende bir küre-i, lâ'lîntâbendesi ol lâ'l kadehtin içinden çıkmış idi. Bir rübhan anı oğrulayup nice zaman pinhân itdükten sonra iletüp ol kilisâya vakf itmiş idi!"
Evliya-Çelebi de, Budin sarayından bahsederken: "Kasrın kubbelerinde birer altun top aşılı olduğundan adına (Kızıl-Elma sarayı)dirler" diye Macaristan'ın payitahtına, Türklerin Kızıl-Elma demelerini Ali-Çelebi'nin "yakut top"una mukabil, "altın top" nazariyesiyle izah etmiştir.
Dağıstan Şamhal'larmda Kızıl-Elma hâkimiyet timsalidir. Özü, müslüman Kazaklarından bir beyzadenin 18. asırda te'lif ettiği "Risâle-i Dağıstan"m Nuruosrnaniye kütüphanesinde 3905 numaradaki nüshasında Şamhal'larm cülus merasiminden bahsedilirken bu nokta şöyle anlatılır:
'Ahundan rîhte almayı mele'ün-nâsda kâinen-menkân bir âdeme urur: Ve ol esnada âyinleri üzre hil'atlergiyilüp sonra kasabasına gelüp emr-i hükümete kıyam itmelidir ki Şamhalluğu sahih ola..."
Her halde Osmanlı müelliflerinin "Kızıl-Elma" denilen şehirlerde birer altın yahut yakut top bulunduğundan bahsetmeleri, işte bu Dağıstan misalinde gördüğümüz hâkimiyet mefhumuyla alâkadar olmalıdır. O takdirde, "Kızıl Elma" Türk hakimiyetinin timsali olduğu için fethedilecek yerlere âlem olmuş demektir. Bir taraftan halk masallarında Kaf dağının arkası denilen Şimalî-Kafkas-ya'nın ve bir taraftan da Bizans'ın, Kızıl Elma sayılmış olduğunu gösteren kayıtlardan başka, Evliya-Çelebi Avrupa'da başlıca altı Osmanlı Kızıl-Elma'sından bahsetmek-teyse de, bunların yalnız beşini zikredip altıncısını ihmal etmiştir:
1- Engerus/Ungarus Kızıl-Elması: Budin,
2- ikinci Engerus Kızıl-Elması: İstoni-i Belgrad/İs-tolni-Belgrad = Szekesfehervar/Sthuhveissenburg,
3- Orta-Macar Kızıl-Elması: Usturgon = Esztergon/
Gran,
4- Küçük Macar Kızıl-Elması yahut Alaman Kızıl-Elması veyahut Beç Kızıl-Elması: Viyana,
Rim-Papa Kızıl-Elması: Roma, Altıncı Kızıl-El-ma'nm da Prusya'daki "Cologne = Kolonya" şehri olmak ihtimali Peçevî'nin "Ehl-i İslâm Kızıl-Alma'ya dek gi-decekdür didükleri kelâmun sebebini beyân" ederken kaydettiği şu fıkradan anlaşılmaktadır:
"Bu dahî malûm ola ki Böyük-Kapona varoşunda yılda bir muayyen günde bütün varoşun ve etrâj-u-cevânibinün sagîr-ü-ke-bîri ve cüvân-u-pîrî taşra sahraya çıkarlar ve ol sahrada olan Kızıl-Kapona'da oğlancuklar bir eski türkü ularlar: Kızıl-Kapona didü-ğü Kızıl-Alma'dur, sınır taşı gibi bir alâmet içün vaz'olunmuşdur ve ırladukları türkünün meali ve neticesi:
- Türk pâdişâhı cümle kuvvet-ü-azamatiyle bu mahalle değin gelse gerekdür ve bunda Allâhu-Teâlâ emriyle fevt olsa gerekdür ve Allaha itikad-u-i'timâd olunsun ki Türk pâdişâhı ol kadar yukarıya gide ki Kolona'ya vara! Nemçe memleketine çok şenlük kalmaz, zîrâ Kolona şehri uzak yirde vâki' olmuşdur"
Kızıl-Elma isminin Asya'dan sonra Avrupa tarafında daha nerelere teşmil edilmiş olduğu ayrıca tetkik edilecek mühim bir meseledir. Herhalde bu bir kaç örnekten de anlaşılacağı gibi, Osmanlı imparatorluğunu kurup genişletenlerin millî ideal sınırları siyasî haritalarından çok geniştir. Çünkü, Viyana, Roma ve Kolonya Kızıl-Elma'lar hiç bir zaman ülkü haritasından devlet haritasına intikal edememiştir. Bununla beraber, bu uzak Kızıl-Elma'lara karşı duyulan incizâbın ve bunları ele geçirmek için yapılan büyük hamlelerin imparatorluğu genişletmekteki tesirleri de kolay inkâr edilebilecek şeylerden değildir.
Türk ordusu, Kızıl-Elmadan, Kızıl-Elmaya atılırken, ilk idealist Osmanlı padişahları ona daha ileride daha Kızıl Elmalar gösteren birer millet kılavuzu rolünde görülür. Meselâ, Kosova meydan muharebesinde Sırp ordusu imha edilip, Sırbistan tâbiiyyet altına alınarak Engerus Kızıl-El-ması'na yol açıldığı zaman babasının, yerine geçen Yıldırım Bâyezid, cülus tebriki için Edirne sarayına gelen Venedik, Ciniviz vesair italyan hükümetlerinin sulh ve ticaret muahedelerini tecdit etmek isteyen elçilerine, Türkiye'de ticaret serbestisinin tabiî bir hâl olduğunu söyledikten sonra, yeni muahedeler akdini reddetmiş ve hattâ,
- Roma'ya kadar gidip Saint-Pierre kilisesinin mihrabında atıma yem yedireceğim! sözleriyle; Rim-Papa Kızıl-Elması'mn daha Şarkî Roma Kızıl-Elması
fethedilmeden evvel, Türk ülküsünün manevî haritasma girmiş olduğunu, Garp hıristiyanlığına resmen ilân etmekte hiç tereddüt etmemiştir.
İstanbul'un Fethinden altmışdört sene evvel Yıldı-rım'm adetâ elini uzatarak gösterdiği bir Kızıl-Elmanın fetihten sonra Fâtih tarafından ihmali tabî kabil değildi. Hattâ, bazı Garp membalarmda şanlı atasının sözünü Fâtih'in de tekrar edip durduğundan bahsedilir. Yıldırım'ın o meşhur sözünden doksanbir sene sonra Şark Kızıl-Elma-sına, Garb Kızıl-Elmasını da ilâve etmek isteyen Fâtih, (885 = 1480 tarihinde) Osmanlı müelliflerinin "Apu-lia/Puglia" isminden muharref olarak "Pulya Seferi" dedikleri cenubî italya seferini açtırıp 11 Ağustos (4 Cumâda-1-âhire) cuma günü Otranto şehrini fethettikten sonra etrafını da işgal ettirmiştir. Zahiren Napoli krallığına karşı açılan bu seferin hakikî hedefi Rim-Papa Kızıl-Elma-sı'dır ve hattâ Papa TV. Sbttus canını kurtarmak için Ro-ma'dan Fransa'ya kaçmak istemişse de, nihayet müdafaa masraflarına karşılık olarak gümüş takımlarını satıp bâzı yardım ümitlerine kapılarak yerinde kalmıştır! Roma'nm kurtuluşu, Papanın gümüş takımları sayesinde değil, dokuz ay sonra Fâtih'in vefatı ve Cem Sultan vakasının zuhuru sayesindedir! Ölüm haberi üzerine papalık makamının emriyle, bütün Avrupa kiliselerinde Allah'a şükür duaları yapılan Fâtih'in nazarında artık olgun bir meyve haline gelen bu Rim-Papa Kızıl-Elması ile olgunlaşmalarını beklediği "Engerus" ve "Alaman" Kızıl Elmalarından başka Paris bile artık bir nevi "França Kızıl-Elması" demekti. Hattâ, Yıldırım'ın italyan elçilerine söylediği söze adetâ nazire olmak üzere kendisi de Papalık makamından elçilikle gelen bir Fransız kardinaline, Paris'in 13. asırda ikmal edilmiş olan meşhur katedralinden kinaye olarak.
- Romanın kurtulması şöyle dursun, senin kendi büyük kilisenin kulelerine bile Türk bayrakları dikeceğim! demişti. Eski Türk halkının Kızıl Elma dediği ve azamet devrinde o halkın maneviyâtını idare eden ulemânın da sulh zamanlarında bile "Dâr-ül Harb" ve "Dâr-ül Ci-hâd" isimleriyle andığı uzak, yakın şark ve Garp ülkelerinin millî ideal sınırlarına girmesi gelişi güzel bir istilâ siyasetiyle değil, milletleri mahallî idarelerin üstünde umumî ve müşterek bir nizam altına almak fikriyle izah edilebilir. Yavuz'a izafe edilen ve bütün dünya arazisini tek bir devlete kâfi gelmeyecek kadar küçük ve dar gösteren büyük sözün, Kanunî devrinde kan dökülmesine sebep olmuş bir haricî siyaset düsturu şekline inkılap etmesi, bütün insanlığı alâkadar eden o geniş ve yüksek telâkkinin en vazıh delilidir. "Yeryüzünde bir tek imparator vardır, o da Sultan-ı âlem olan Türk pâdişâhıdır" şeklinde ifade edebileceğimiz bu haricî siyaset düsturunun diplomasi sahasındaki ilk tecellisi, Avrupa'nın en mühim kısımlarından başka Amerika'da bile arazisi bulunan İspanya kralı ve Alman imparatoru Charles-Quint/Beşinci Karlos'un "İmparator" unvanını Türk hükümetinin kabul etmemesinde gösterilebilir. Charles-Quint'in o sırada Avusturya hükümdarlığında bulunan kardeşi Kral Ferdi-nand, Türklerin fethetmiş oldukları Macaristan üzerinde bir takım vâsî haklar iddia ederek İstanbul'a elçiler göndermiş ve bu elçiler 937=1530 senesi 19 teşrinisani = 28 Re-bî-ül-evvel cumartesi günü Vezir-i a'zam İbrahim Paşa'-nm huzuruna kabul edildikleri zaman kendilerine sulh şartı olarak, dünyada Osmanlı padişahından başka bir kimsenin "İmparator" unvanını taşımasına müsâade edilemeyeceği için, "vilâyet-i İspanya kralı olan Karlos'un, Almanya'dan İspanya'ya çekilmesi ve "anun" Beş valisi olan karındaşı Ferenduş'un da her türlü iddiadan vazgeçerek, Türk hakimiyetine girmesi lüzumundan bahsedilmiştir. Kanunî'nin yirmiüç sene Nişancılığında, yâni o zamanki teşkilâta göre Hariciye Nazırlığında bulunmuş olan meşhur müverrih Celâlzade-Mustafa Çelebinin "Tabakaat-ül-Memâlik"inde Charles-Quint'den bahsederken:
"Zu'm-ijâsidkrince sâhib-ktrân-ı âlem, kendü İstılahı nâ-fe-lâhlarınca împarador-ı a'zam geçinürkr!" demesi işte bu millî siyaset düsturundan dolayıdır. Kanunî'nin 938 = 1532'deki "Alman seferi"nin en mühim sebeplerinden biri de işte budur. Bu Beşinci sefer-i Hümayun'da takıp edilen maksat, Avrupa'yı fethedip doğrudan doğruya Türk idaresine almak değil, Türk üstünlüğüne karşı gelebilecek hiç bir kuvvet bırakmayarak, tekmil Avrupa üzerinde umumî bir hegemonya kurmaktır. Seferden sonra 939=1533 senesinin 22 Haziran=29 Zilkade pazar günü akdedilen İstanbul muahedesi bu maksadı kısmen temin etmiş ve Kral Ferdinand Osmanlı padişahını "baba ve metbû" tanıdıktan başka "kardeş" diye hitap ettiği Vezir-i-a'zamla da müsavi sayılmayı kabul etmiştir. Charles-Quint'in idaresinde bulunan bütün devletler nâmına, Türk hegemonyasına resmen boyun eğmesi, kardeşi Ferdinand'dan ondört sene sonra 954= 1547 târihinde akdetmek mecburiyetinde kaldığı muahede üzerinedir. Bu ağır muahede mucibince her sene Mart ayının evvelinde, Türk hazinesine otuz bin altın haraç verilmesi takarrür etmiş, Chaıies-Quint'in Almanya imparatorluğu tasdik edilmediği için, "Vilâyet-i İspanya kralı Karlos" unvanıyla iktifaya mecbur olmuş, bu muahede ahkâmı Papalık makamıyla, Venedik Cumhuriyetine ve Fransa ile Avusturya krallıklarına da teşmil edilmiş ve Avrupa üzerindeki bir Türk hegemonyası kuran böyle bir muahedeyi bile karşı tarafın istirhamı üzerine "kemâl-i inâyet-i Pâdişâhâne" sinden dolayı kabul buyurduğundan bahseden Kanunî, bu şerefli vesikayı o senenin 8 teşrinievvel = 23 Şaban cumartesi günü tasdik etmiştir.
Kendisini yeryüzünün yegâne imparatoru ilân eden Sultan Süleyman'ın bu büyük dâva uğrunda giriştiği hegemonya seferleri esnasında, Protestan mezhebini neşre çalışan Luther'in vaazlarında, Türklere mukavemeti Allah'ın kuvvetlerini karşı gelmekle bir tuttuğu" ve bir taraftan da "Avusturya topraklarından bir çok ailelerin muntazam ve âdil bir idare insanca yaşayabilmek için Türkiye'ye hicret ettikleri" ve hattâ bu muhaceretler bir asır kadar devam ettiği için daha sonraları 1041 = 1631 tarihinde Budin Beylerbeyi Flasan Paşa tarafından Palatin £s-terhazy'ye zulümden vazgeçilip bu muhaceret cereyanına bir nihayet verilmesi hakkında ihtarnameler bile gönderildiği muhtelif vesikalarla sabittir. Tabiî artık hükümdarlar hükümdarı ve insanlık haklarının muhafızı vaziyetine geçen Kanunî ile, dünyada ondan başka imparator olamayacağını ilân eden hükümeti nazarında bütün yer yuvarlağı bir tek Kızıl Elma hâline gelmiş dernektir.
Bu büyük fikir, Kanunî'nin ölümü ile sönmüş değildir. Ondan sonra da devam ettiği için, onun torununun torununun oğlu olan ve 17". asrın başlarında dört sene saltanat süren Genç Osman'ın Lehistan seferinde bile bu eski Türk ülküsünün başlıca âmil olduğu muasır vesikalara istinaden yazılmış mühim bir eserle sabittir. Birinci Ahmed, Birinci Mustafa ve 2. Osman devirlerinde İstanbul'da bulunmuş üç Fransız elçisinin evrakına dayanan Madame de Gomez'in 1734'te iki cilt olarak çıkan "Histoıre d'Osman" ismindeki eserine göre, "Genç Osman" denilen dahî çocuğun, Lehistan seferi Baltık denizine çıkmak, orada donanma kurup hem Akdeniz'den, hem Baltık denizinden Avrupa'yı abluka altına alarak, İtalya üzerinden kıtanın ortalarına doğru yürümek imkânlarını temin için açılmıştır! Her halde bu heybeti proje, "Sultân-ı âlem"in yer yuvarlağına hâlâ bir Kı-zıl-Elma nazariyle baktığını gösterir.
Eski Türk nesillerinin bir gün mutlaka varılacağından bahsettikleri Kızıl-Eîma, Osmanlı inhitatının başlarında artık unutulmaya başlanmasından itibaren çürümeğe yüz tutmuştur. Bilhassa azamet devrinde elde edilen Kızıl Elmaların inhitat devrinde birer birer elden çıkması, millî ideal sınırlarını nihayet devlet hududuyla birleştirmiş ve işte o iki hudut birleştiği anda, Kızıl-Elma büsbütün çürüyüp gitmiştir! Artık Osmanlı imparatorluğunun son gününe kadar yegâne endişesi "Tamâmiyyet-i mülkiyye" denilen mevcudun muhafazasından ibarettir. Bir cemiyet için en büyük manevî felâket, millî idealinin işte böyle devlet hududuyla bileşecek kadar daralması ve bu suretle o cemiyetin idealsiz kalmasıdır; halbuki ideal demek, elde olanı değil, olmayanı tasavvur demektir. Mevcuda karşı duyulan meyle "sevgi" denir.
İnsanlığın hayvanlıktan en büyük farkı, ideal ihtiyacında gösterilebilir. İnsanın karnı gibi kafası da acıkır ve bu manevî açlığı ancak bir ideal doyurabilir. Memleketlerinde millî bir ülküden mahrum kalan bir çok insanların tıpkı ithalât eşyası gibi hariçten gelen ecnebi ideallerine sarılmaları, işte bu tabiat kanununun en tabiî neticesidir. Osmanlı idaresinin inhitat asırlarından ve bilhassa Tanzimat'tan itibaren hiç takdir edemediği en mühlik hakikat işte budur.

Türklük Yazıları, ismail hami Danişmend
Doğu Kütüphanesi Yayınları, www.dogukütüphanesi.com
İstanbul Türktür, Türk Kalacak

ismail hami Danişmend 
  Diğer Makalelerden Başlıklar
  •    GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  •    Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  •    Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  •    Din, Demokrasi ve İlim
  •    Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  •    Türk İstanbul 1
  •    Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü
  •  

    GERİ DÖN




     
    Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
    Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
    Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.