KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

 
Ordu, felsefe ve Milliyetçilik 
Sevgili okur, sizinle burada bazı yazıları paylaşacağım. bunlar hayatınızın her deminde okuyabileceginiz ve üzerinde ciddi ciddi düşünebileceğiniz yazılardır. Ayrıca bu yazıların kaynaklarınıda verecegim, çünkü bu degerli ediplerimizin diğer yazılarını bu eserlerinden görmeniz okumanız belkid yeni bir ufuk açar. sağlıkla ve esenlikle..

Ordu, Felsefe ve Milliyetcilik
Mehmet Kaplan

Orduyu sadece silâh ve cephaneden ibaret görenler yanılırlar. Ordunun temel unsuru insandır ve insan, duyan, düşünen bir varlıktır. Ordu ile felsefenin alâkası, orduyu vücuda getiren insanların tıpkı diğer insanlar gibi iyi veya kötü bir şekilde düşünmelerinden ileri gelir. Tesir bakımından doğru düşünmekle yanlış düşünmek arasında bir fark yoktur. Zira yanlış düşünce de doğru düşünce gibi davranışları tayin eden psikolojik bir âmildir. Şu farkla ki, doğru düşünce insanı başarıya, yanlış düşünce felâkete götürür.
Bir subayın şu veya bu şekilde düşünmesi kendi şahsını aşan neticeler doğurur. Ordudaki hiyerarşi bir noktadan yapılan tesiri geniş bir mekanizmaya sirayet ettirir. Bundan dolayı yüksek mevkide bulunan bir komutan, muhakeme tarzı ve vermiş olduğu kararla savaş, hattâ barış esnasında bir milletin hayatı üzerinde müspet veya menfî bir rol oynar. Çok tesirli bir mekanizmanın başında bulunması, ordu erkânına "düşünme mesuliyeti"ni yükler. Subay düşünmek, hem de doğru ve derin düşünmek mecburiyetindedir. "Düşünme mesuliyeti"nden kaçan bir insan, kim olursa olsun, bir eşya ve âlet durumuna düşer. Ordu bakımından böylelerini insan değil, silâh ve teçhizattan saymak daha doğru olur. Fakat onları da kullanan birisi vardır. Mesul olan âlet değil, onu şu veya bu gaye için kullanan insandır. Biz, ordu felsefe ile alâkalıdır, derken silah ve cephaneyi yahut eşya ve âlet seviyesine düşmüş insanı değil, duyan ve düşünen insanı kastediyoruz.
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı kitabında ordu ile felşefe arasındaki münasebeti çok iyi göstermiştir. "Felsefî Türkçülük" bahsinde, Rostand adlı bir fransız mütefekkirinin şu dikkate değer cümlelerini zikrediyor:
"Bir kumandan için karşısındaki düşman ordusunun ne kadar askeri, ne kadar silâh ve mühimmatı olduğunu bilmek çok faydalıdır. Fakat onun için bunlardan daha çok faydalı bir şey daha vardır ki, o da karşısındaki düşman ordusunun felsefesini bilmektir."
Bu fikri tamamiyle benimseyen Gökalp, şöyle devam ediyor:
"iki ordu ve iki millet çarpışırken birisinin galip, diğerinin mağlup olmasını intaç eden en başlıca âmiller, iki tarafın felsefesidir. Ferdî hayatı vatanın istiklâlinden, şahsî menfaati namus ve vazifeden daha kıymetli gören bir ordu mutlaka mağlûp olur. Bunun aksi bir felsefeye malik olan ordu ise mutlaka galebe çalar."
Ziya Gökalp Türk ordusunun İstiklâl Savaşı'nda galebe çalmasını maddî üstünlüğünde değil, orduya hâkim olan "millî felsefe"de bulur.
Atatürk'ün Büyük Nutıık'un&d da görüldüğü üzere, o zamanlar millî duyguları zayıf bâzı kimseler Türkiye'nin artık müstakil olarak yaşayamayacağına, İngiliz veya Amerikan mandasına girmesinin zarurî olduğuna inanıyorlardı. Bugün bize çok garip gelen bu görüş, Sivas kongresinde bile müzakere konusu olmuştu. Eğer Atatürk mistik denilebilecek bir şekilde milliyetçi olmasaydı, belki bugün Türkiye diye bir varlık da bulunmazdı. Fakat Atatürk'ün milliyetçi vasfı, o zamanlar çok canlı olan milliyetçilik cereyanının içinde yetişmesiyle yakından ilgilidir. Ayni yıllarda komünist bir hayat görüşüne sahip olan Rus aydınları, halka rağmen Rusya'yı komünist yapmışlardır.
Hayat felsefesi, milletlerin kaderlerini tayin eden çok mühim bir faktördür. Bunu bütün tarih boyunca görmek mümkündür. Sadece dinlerin, medeniyetlerin istikametini değiştirmede ve yeni medeniyetler kurmada oynadıkları rolü düşünmek kâfidir. İnsanlar inandıkları şeyler için yaşarlar ve ölürler. Gökalp, "Savaş meydanında çarpışan ordular değil, felsefelerdir." derken mühim bir hakikati ortaya koymuştur.
Her ordunun gerçekten inandığı insicamlı bir hayat felsefesine sahip olması şarttır. Aksi takdirde o ordu tehlikeli anlarda yolunu şaşırır yahut parçalanır. Bir millet için en büyük felâket, ordusunun hayat felsefesini şaşırması veya kaybetmesidir. Böyle bir ordu sulh ve sükûnet zamanlarında muhteşem bir görünüş arzetse bile buhranlı anlarda içten çürüme patlak verir.
Fakat ordudaki hayat felsefesinin içten çürümesi sadece orduya has olan bir vakıa değildir. Orduya bu çürüme dışarıdan sirayet eder. Millet ile orduyu bu bakımdan da ayırmaya imkân yoktur.
Ordu bilhassa modern ordu, kendi içine kapalı bir müessese değildir. Onu teşkil eden insanlar ayni toplumun içinde yaşarlar. Ordunun temelini teşkil eden asker ve yedek subay kadrosu sivillerden mürekkeptir. Bunların orduya dahil olunca kısa bir zamanda eski benliklerini unutacaklarını sanmak büyük bir gaflet olur. Ayni renk ve biçimdeki elbiseler bizi aldatmamalıdır. Onların içinde duyan ve düşünen, doğru veya yanlış muhakeme eden insanlar vardır. Kaldı ki bugünkü ordunun muvazzaf subayları da sadece talimatname değil, gazete, kitap, dergi okuyan aydınlardır. Ordu kendisine has bir kuruluşa sahip olmakla beraber, ister istemez dışarısının tesiri altında kalır. Bundan dolayı modern millî savunma sadece orduyu değil, millet hayatını teşkil eden maddî ve manevî bütün unsurları gözönüne alır.
Vakıa böyle olunca, halkın ve aydınların inançlarının, hayat görüşleri ve felsefelerinin ordu ile alâkasını görmemek ve bunun üzerinde düşünmemek cehaletin ta kendisidir. Amerikan cumhurbaşkanı iş başına geçince müşavirleri arasına atom araştırıcıları, iktisatçılarla beraber felsefecileri de almıştır. Bunun sebebi açıktır. Ziya Gökalp'ın o zaman görmüş olduğu hakikat bugün daha elle tutulur bir hale gelmiştir. Zira soğuk harbin devam ettiği bu yıllarda savaş, kelimenin tam manasıyla felsefeler arasında cereyan etmektedir.
Biz bu vakıayı lâyıkıyla kavramış değiliz. Türkiye'de yıllardan beri millî varlığımızın temellerini yıkmaya çalışan Marksist hayat görüşüne karşı tesirli tedbirler almış olmaktan çok uzağız. Mil liyetçiliğe düşman olan insanların Kurucu Meclis'e kadar sokulmuş olmaları ve bunların milliyetçilik kelimesini yeni anayasaya koydurmamaya çalışmaları ne kadar gaflet ve dalâlet içinde bulunduğumuzu göstermeye kâfidir. Atatürk'ün ölümünden beri milliyetçiliğe ve milliyetçilere karşı sürekli ve müthiş bir savaş açıldığını görmemek ve bunun arkasındaki meş'um niyeti anlamamak için budala olmak lâzımdır. Atatürk zamanında milliyetçilik canlı ve kutsal bir fikir iken onun ölümünden sonra gericilik ve yobazlıkla bir gösterilmek istenmiştir. Halbuki, milliyetçiler arasında bazı gerici ve yobazlar olsa bile, bizzat milliyetçiliğin bir doktrin, bir hayat görüşü olarak gericilik ve yobazlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Atatürk, yukarda da söylemiş olduğumuz gibi mistik denilebilecek bir milliyetçi idi. Fakat bu milliyetçiliği onun ayni zamanda büyük bir inkılâpçı olmasına engel değildi. Türkiye'de milliyetçi olarak tanınmış büyük Türk yazarlarının eserlerini okuyunuz, bunların hepsinin Türk milletini çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmak için yanıp tutuştuklarını görürsünüz. Hâlis dindarlığından dolayı haksız yere kendisine "mürteci" denilen Mehmet Akif bile, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar, Batı medeniyetinin temelini teşkil eden ilim ve tekniğe hayrandır; Türk milletinin ve İslâm âleminin ancak onlar sayesinde yaşayabileceğine inanır.
Kendilerini ilerici gösteren aşırı solcularla milliyetçiler arasındaki fark, ilme vermiş oldukları değerde değil, millî değerlere bağlılık meselesindedir. Aşırı solcu veya komünist, Nâzım Hikmet ve daha başka örneklerde görüldüğü üzere, Türkiye'yi Moskova'nın bir peyki yapmak ister. Milliyetçi ise, Türk milletinin yüzyıllardan beri olduğu gibi bundan sonra da hür ve müstakil olarak yaşamasını arzu eder.
Bu duyguyu felsefî plana nakledersek, bunun en yüksek ve beşerî fikir olan "hürriyet felsefesi"ne bağlandığını görürüz. Türk milliyetçisinin felsefî bakımdan inandığı başlıca değerlerden birisi "hürriyet fikrf'dir. Bunun siyasî ve içtimaî sahadaki tecellîsi "parlamento rejimi", yani demokrasidir. Türk milliyetçisi sadece değer vermesi bakımından değil, felsefi, siyasî ve içtimaî görüşleri bakımından da medeniyetin en ileri seviyesinde olan milletlerin aydınlan ile ayni kanaata sahiptir. Namık Kemal'den Atatürk'e kadar Türk milliyetçileri daima "hürriyet" ve "parlamento rejimi"nin savunucusu olmuşlardır. Bu memlekete bu fikirleri sokanlar, onun uğrunda mücadele eden ve ölenler, milliyetçilerdir.
"Millî birlik" fikri hiç şüphesiz milliyetçiliğin başlıca temelidir. Bunu sadece siyasî ve içtimaî bir fikir zannetmek ve onun da diğer fikirler gibi felsefî bir temele dayandığını görmemek sığ bir görüştür. "Millî birlik" fikri Heidegger'in ve diğer egzistensiyalist filozofların eserlerinde mühim bir yer tutan "beraber olmak -mitse-in-" fenomenine dayanır. "Millî birlik"te, "dil birliği" aslî bir rol oynar. "Dil birliği" yine modern felsefenin başlıca temlerinden biri olan "communication -anlaîşma" vakıasının sosyal bir tecellîsinden ibarettir. Keza milliyetçilik duygusu, bilhassa Türk milletinin bariz vasfı olan "kahramanlık", "mesuliyet", "kendi kendini aşma" gibi modern felsefenin ana fikirlerine bağlanabilir.
Burada milliyetçiliğin felsefesini yapacak değiliz. Sadece onun Türk milleti için lüzumuna ve çağdaş felsefeyle tam bir uyuşma halinde olduğuna işaret etmek istiyoruz.
Milliyetçiliği, düşmanı olan marksizm ve komünizme karşı fikrî bakımdan müdafaa etmek ve onu Ziya Gökalp'ın yaptığı gibi Batı'nın düşünce akımları ile besleyerek daima canlı tutmak ve zenginleştirmek milliyetçi Türk aydınlarına ve Türk ordusuna düşen bir vazifedir. Milliyetçi ne için yaşadığını ve icabında ne için ölümü göze alacağını açık ve seçik olarak bilmelidir. Şunu da hatırlatalım ki marksizm, bizden bazılarının zannettiklerinden çok daha çürük bir hayat felsefesidir. Batı'nın yüksek mütefekkirlerinin hemen hemen hepsi de bu korkunç zulüm ve hürriyetsizlik makinesinin aleyhindedirler. Milliyetçi onunla mücadele ederken kendisini yalnız hissetmemeli, arkasında Batılı müttefikleri görmeli ve onların fikirlerinden faydalanmaya bakmalıdır.

Mehmet Kaplan, Büyük Türkiye Rüyası, Dergah Yayınları
İstanbul Türktür, Türk Kalacak

Mehmet Kaplan 
  Diğer Makalelerden Başlıklar
  •    GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  •    Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  •    Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  •    Din, Demokrasi ve İlim
  •    Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  •    Türk İstanbul 1
  •    Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü
  •  

    GERİ DÖN




     
    Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
    Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
    Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.