KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

Türkiye'nin Paylasilmasi Hakkinda 100 Proje
Tarihçi Albert Sorel, “Dogu sorunu Türklerin Avrupaya girmeleriyle baslamistir” demisti; buna o tarihten itibaren Türkleri Avrupa’dan atmak için planlar yapilmis, hatta girisimler olmustur sözleri de eklenebilir. Hiristiyan güçler, alti yüzyildir Osmanli Devletine degisik saldirilar düzenliyorlar. Parçalanmasi yüzyillardir planlanan, çesitli iç ve dis güçlüklere ragmen son zamanlara kadar direnebilen baska bir devlete rastlamak mümkün degil. Osmanli Devletinin sonunun geldigi çok söylenmistir, ancak Osmanlilar her seferinde ya kendi güçleriyle ya da beklenmedik yardimlar alarak ayaga kalkabilmislerdir. Bu nedenle, 1912 yilinda Balkan Savasi basladiginda, Türkiye’nin çabuk ve mutlak bir yenilgiye ugramasi beklenmiyordu; aksine Türkiye’ye karsi birlesenlerin eylemleri tedbirsizlik sayiliyor ve bu ülkelerin gerektiginde nasil korunabileceginin hesaplari yapiliyordu.

ister belirli dönemlerin incelenmesi biçiminde olsun, ister genel çerçeve içinde düsünülsün, ya da Bogazlar gibi özel durumlarin arastirilmasi için olsun, Dogu Sorunu çok sayida arastirmanin konusunu olusturmustur. Bu arastirmalarda bazi politikacilarin, hatta bazi hükümdarlarin projelerinden söz edilmis, ancak çesitli taslaklar bir araya getirilip, bir bütün halinde, karsilastirmali olarak incelenmemistir. Ögrencim olmasiyla övünç duydugum saygin bir diplomat, Türkiye’nin paylasilmasina, Osmanli imparatorlugu’nun Avrupa’dan adeta tamamen yok olmasina tanik oldugumuz su sirada, bu paylasmaya iliskin projelerin bir envanterinin yapilmasinin ilgi çekici olabilecegini düsünmüstür. Romanya’li diplomat olan Mösyö Djuvara bu çalismasini eski hocasina göndermis ve önsözünü yazmasini istemistir. Ben de bu görevi sevinerek kabul ettim.
Osmanli Devleti’nin paylasilmasi ile ilgili taslaklarin okunmasi hem eglendirici, hem de ögretici; ben bu arastirmadan alinmasi gereken dersleri belirtmeye çalisacagim.

Önce “Kutsal Topraklarin” ele geçirilmesi ile ilgili, Haçlilarin devami sayilabilecek taslaklar var; daha sonra, Türklerin Avrupa’ya yerlesmesini izleyen dönemle ilgili planlar var. Bunlardan bir bölümü, Papa X. Leon ve V. Pius örneklerinde oldugu gibi, Papalarin hazirladiklari ve hiristiyanligin genel çikarlarini göz önüne alan tasarilar; digerleri ise, I. François, XIV. Louis, Koca Petro, Büyük Katarina, II. Josef, Napolyon ve Aleksandr gibi kendi ülkelerinin çikarlarini hesaplayarak hareket eden hükümdarlarin tasarilari.

Erasmus, Leibnitz, Volney gibi filozof ya da bilim adamlari da paylasma tasarilari yapmaktan kaçinmamislar. Erasmus, pek de felsefi sayilmayacak bir üslupta Türklere karsi sanki bir iddianame yazmis. Ona göre, “Türkler geçmisleri karanlik barbar insanlar”: Latince: gens barbara, obscurae originis; “Hristiyanlarin varliklarini sürdürmeleri için Türkleri yok etmek gerek”: Sic jugulare turcum ut existat christianus, sic dejicere impium, ut exoriatur pius.
Leibnitz’in görüsleri ise siyasal nitelikli; onun asil amaci Fransa Krali XIV. Louis’i Hollanda seferine çikmaktan alikoymak; bu nedenle, onu Misir’i ele geçirmeye yönelten bir plan hazirlamis: “Sadece Misir degil, tüm Dogu ayaklanmak için korkmadan güvenilebilecek bir kurtaricinin gelmesini bekliyor. Misir fethedilince Türk Imparatorlugu’nun gelecegi de belli olur ve her yanindan çöker” diyen Leibnitz, Fransa Kralinin Osmanlilara karsi girecegi bir savasta, diger Hristiyan Krallarla anlasabilecegini saniyordu; herhalde Fransizlari bu yola çekebilmek için karsilasilacak güçlükleri küçümsemisti.
Volney ise Osmanli Devleti’nin eninde sonunda yikilacagini düsünüyordu; görüslerini 1788 Avusturya-Rus Savasi sirasinda kaleme almisti. Volney’e göre gelecek Ruslarindi: “...bir manevi ya da fiziksel ivme baslayinca, onu durdurmak güçtür. Hele ivme kazanan kütle büyük ise onun gidisini durdurmak daha da zorlasir... “. Volney’in idealist yani yoktu: “Polonya’nin basina gelenler Viyana ve Saint Petersburg saraylarinin bu kez yeni bir paylasma konusunda da uzlasabileceklerini göstermektedir” diyordu. Bu durumda, “Osmanli Imparatorlugu’nun varliginin genelde kendi çikarlarina uygun oldugu görüsünde bulunan Fransa ne yapmalidir?” sorusuna Volney su yaniti veriyor: “Türkiye’yi savunamayacagimiza göre, tedbiri elden birakmamak, zaman kazanmak ve bir sistem olusturmak zorundayiz”. Görüldügü gibi ünlü düsünür, paylasilacak topraklarda oturanlarin duygularini ve çikarlarini göz önünde tutmamakta, devletlerin parçalanmasini ve topraklarinin salt siyasal ya da iktisadi gerekçelerle baskalarina verilmesini çok dogal karsilamaktaydi.

18. yüzyilda kimse Türkiye’nin sonunun yaklastigini sanmiyordu. Mösyö Djuvara’nin pek yerinde olarak yollama yaptigi Montesquieu: “Türk Imparatorlugu eskiden Greklerin bulundugu zayiflik derecesindedir; ama daha uzun süre yasayacaktir; zira bu Imparatorlugu yikmak isteyecek bazi hükümdarlara, Avrupa’nin üç tüccar devleti hemen katilmayacaklardir” diyordu. Bu tahmin uzun süre dogru çikti. 19. yüzyilin büyük bir bölümünde Osmanli Imparatorlugu’nun varliginin Avrupa’nin dengelerini koruma açisindan gerekli oldugu düsüncesi, üzerinde tartisma bile yapilamayacak bir gerçek sayiliyordu. Pitt’in su ünlü sözleri biliniyor: “Osmanli Imparatorlugu’nun varliginin devaminin Ingiltere için bir ölüm - kalim sorunu olmadigini söyleyen kimseyle tartismaya bile girmem”. Ancak böyle görüslere artik Ingiltere’de de baska yerde de rastlanmiyor. Bir zamanlar korkulan, Türkiye’nin yok olmasi degil, su ya da bu devletin Türkiye’den toprak alarak büyümesiydi.
Mösyö Djuvara’nin kitabina, hükümdar, taninmis filozof ya da politikacilarin disinda daha az taninmis politika yazarlarinin taslaklarini da almis olmasi ilk bakista sasirtici olabilir. Ancak, bu taslaklar aslinda kimi hükümdarlarin düsüncelerini ya da kamuoyunun görüslerini de yansittiklari için listeye alinmislardir. Bu kadar önemli bir siyasal konuda, çesitli dönemlerde hangi görüslerin ortaya çiktiginin bilinmesi çok yararli.

Türkiye’nin paylasilmasi konusundaki projelerle ilgili bu kitabin incelenmesi kimi genel sonuçlara varilmasina olanak taniyor.

Bu taslaklarin tarih içindeki yerleri ve etkilendikleri kosullar, tüm dis iliskiler tarihinde görülen örneklerde oldugu gibi, hiç te insanliga örnek olacak nitelikte degil. Ülkeler arasindaki iliskilerde, verilen söze sadik kalinmadigi ve güven duyulamayacagi izlenimi yaratiliyor. Bir hükümdar ayni zamanda, bir yandan Türkler’le ittifak görüsmesi yaparken, öte yandan Türkiye’nin paylasilmasi konusunu baskalariyla görüsebiliyor; örnegin Fransa Krali I. François böyle davranmistir. “Hasta adamin” yerine geçecek varislerin ya da daha az bencil görüslerden esinlendikleri söylenebilecek taslak sahiplerinin önerdikleri çözümlerin hiç biri devletler hukuku ilkelerine uygun degildir. Osmanli Imparatorlugu’nun genis topraklari, sanki cansiz bir maddeyi kesip biçen düzenbazlar tarafindan, oralarda bulunan halkin çikar ya da duygulari göz önünde tutulmadan paylastirilmakta, halk geçici heveslerin, heyecanin, siyasal çikarlarin dayattigi çözümleri kabul etmek zorunda kalmaktadir. Bu yaklasimlar, daha sonra Napolyon’un Imparatorlugu yikildigi zaman onun mirasinin paylasilmasi ile ilgili gelismelerin sanki habercisidir.

Bazi projeler sadece Osmanli egemenligini yikmayi öngörmekte, yerini kimin alacaginin üstünde yeteri kadar durulmamaktadir. Kardinal Alberoni’nin ünlü tasarisi ise daha uzagi öngörmekteydi. Kardinal, Haçli Seferleri’nin basarisizlikla sona ermesinin nedenini, fethedilecek topraklarin paylasma biçiminin önceden saptanmamis bulunmasina bagliyor, bu nedenle her müttefikin ne kazanacaginin önceden açikça belirlenmesini öneriyor; böylece, savastan sonra, küçük devletler zararina haksizliklar yapilmasi önlenmis olacakti. Deneyim, hatta son zamanlarda yasanan bir örnek, bu ögüdün dinlenmesinde yarar bulunacagini kanitliyor. Bu, sadece büyük devletlerin zayiflarin sirtindan zenginlesmesi açisindan degil, yenilgiye ugrayanlarin mallarinin paylasimi kosullarinin ayrintili biçimde önceden saptanmasinin, galiplerin ileride birbirleriyle kavga etmelerini önlemesi bakimindan da gerekli. Türkiye’nin paylasilmasi hakkinda yüzyillardir yapilan ve bir devletin yasaminin söz konusu edildigi bu paylasma tasarilari ve görüsmeler kamuoyundan nasil saklandi? Hükümdarlarin normal iliski içinde bulunduklari bir devletin sirtindan, ona karsi planlar yapmalari belki de dogal; Polonya’nin paylasilmasi II. Frederik ile II. Katarina arasinda sogukkanlilikla planlanip, bu haksiz eyleme vicdani sizlayarak(!) katilan, ama ölenin mallarindan yeterli bir bölümüne sahip olmakla avunan Maria Tereza tarafindan da onaylanmamis miydi? Bu çesit fetihler sadece hükümdarlar tarafindan degil, hemen herkes tarafindan çekinmeden kabulleniliyordu; arada sirada bazi paylasma girisimlerine direnenler olduysa da bunlarin gerekçeleri de sadece siyasal nitelikteydi ve tehdit edilen Devleti degil, dengeyi koruma amacini güdüyordu.
Bütün bu gelismeler Türklerin kurduklari egemenligin özelliklerinden kaynaklaniyordu. Kuvvet, hiç kuskusuz çesitli devletlerin kurulusunda oldugu gibi genislemesinde de önemli bir rol oynamistir. Ama, genelde kaba kuvvetin etkisi, sinirli bir süre hissedilebilmistir. Fetih yapanlar, yenilen halkin niteliklerine göre degisen uzun ya da kisa süreler sonunda, egemenlikleri altina aldiklari topraklarda yasayan halki özümsemisler, o halki, özümlemenin sagladigi yararlardan faydalandirmislardir; böylece o insanlarin eski ülkelerine duyduklari üzüntülü özlem duygusu hafifletilebilmistir. Bu yaklasim, kuvvet kullanarak orada bulunmaya devam eden ve fethettikleri topraklara tam olarak yerlesmeyenlerde görülmüyor. Türkler gittikleri yerlerde fatih, daha dogrusu istilaci olarak kaldilar. Bu durumda, sorun bu istilaya daha ne kadar zaman müsaade edileceginde dügümleniyordu. Kuvvet kullanilarak kurulan ve öyle devam edebilen bir düzen, bu baski eksiksiz sürdürülebilirse ancak yasayabilir. Romen tarihçi Nic Yorga tarafindan Napoli Ulusal Kitapligi’nda bulunan çok ilgi çekici bir projede, Lutio adindaki bir Italyan, 16. yüzyilin sonunda, Osmanli Imparatorlugu siddete basvurularak kuruldugu için, görünüsünün aksine, saglam bir temele dayanmadigini belirtiyordu.1

Kuskusuz Osmanli Imparatorlugu Lutio’nun düsündügünden daha uzun zaman yasamistir; ama bu devlet, Lutio’nun degindigi bozuklugu içinde hep tasimistir. Devletin çöküsü, bir ara, 18. yüzyilda Fransiz diplomasisinin destegiyle saglanabilen Belgrad barisi sayesinde duraklamistir; daha sonra Imparatorluk dis etkenler sonucu olusan çesitli kosullar nedeniyle yikilmaktan kurtulmustur; ancak, hiçbir zaman ciddi biçimde yeniden güçlenememis ve 19. yüzyilda, kendi topraklarindan koparak Avrupa’da kurulan devletlerin etkisiyle yikilma noktasina ulasmistir. Bu, tarihin galiplere verdigi bir ders olsun.
Galipler, kendilerine düsen pay içinde bulunan, ancak özgür iradeleriyle kendi Devletlerine baglanmamis olan halklara egemen olmuslardir; bu halklar, kendilerine sorulmus olsaydi, belki baska ulusal olusumlar içinde bulunmak isteyebilirlerdi. ?imdi, bu yeni devletler, içlerinde yasattiklari tüm halklara dürüst bir yönetim sunmak, hosgörülü ve açik olmak, Türk egemenligi altinda verilmeyen haklari saglayarak kendilerini onlara kabul ettirmek durumundadir. Mösyö Djuvara’nin yazdigi bu kitabin ne kadar ilgi çekici oldugunu, telkin ettigi düsünceleri ve olaylardan alinacak dersleri vurgulamak amaciyla yeteri kadar anlattigimi saniyorum; “Dogu Sorununun” ortaya çikardigi tarihsel ya da siyasal konularla ugrasanlar, birçok ülkenin kitapliginda bulunan pek çok belgeyi toparlayarak yaptigi bu çalisma nedeniyle kendisine tesekkür borçludur. Yaptigi is sadece belgeleri bir araya getirmekten ibaret degildir; bu projeleri, ortaya atildiklari çerçeve içine yerlestirmis, okuyucuyu özel olarak ilgilendiren noktalarda, ona kisisel arastirmalar yapma olanagini taniyacak bazi referanslarla arastirmasini zenginlestirmistir. Bu çalisma, büyük özenle, bilgili biçimde, duyarlilikla yapilmistir ve her türlü övgüye layiktir. Mösyö Djuvara, kitabina 1570 yilindan 1913 yilina kadarki gelismeleri, yapilan ya da yapilmak istenen degisiklikleri gösteren haritalar eklemistir. Bunlar dokümanlara son derecede yararli ek belgelerdir.

Mösyö Djuvara hem diplomat, hem de tarihçi oldugu için inceledigi paylasma projelerinden ayri olarak, Türkiye'nin son anlasmalarla taksimi konusunda da teorik projelerden sonra ulasilan fiili taksim hakkinda da bilgi vermistir. Eminim ki, yazarin yurtsever yüregi, Ikinci Balkan Savasi’ni noktalayan Bükres Anlasmasi’ndan söz ederken, özel bir memnunlukla çarpmistir; Bükres Anlasmasi Romanya’nin bir çok degisiklikten sonra gelebildigi noktayi yansitmaktadir. Taninmis bir tarihçi olan G. Hanotaux sunlari demisti: “Romanya’nin çok güzel ve üstün gelenekleri vardir; Romanya, Balkan Hiristiyanligi açisindan tarihte önemli bir rol oynamistir; Romanya bu tarihi baslatan ülkedir; agabeyi oldugu için vasisi de olabilir. “
Son olarak yapitin “Sonuçlar” Bölümüne dikkat çekmek istiyorum. Bu bölüm hem siyasal hem de tarihsel niteliktedir. Yazarin degerlendirmeleri, saygin niteliklerini vurguladigi Türkler açisindan bile akilci ve tarafsizdir. Dogu’yu ilgilendiren konularda, incelemelerinden oldugu gibi, diplomatlik mesleginin saglamis bulundugu engin bilgiden, insanlar ve konular hakkindaki genis deneyiminden esinlenerek herkese saglikli tavsiyelerde bulunmaktadir. Görüsleri daha ziyade iyimserdir; körlükle malul olmayan iyimserlik güçlü olabilir; buna karsilik, cesaretsizlendirmek zayiflik nedenidir. Romanyali eski ögrencimin benim için büyük degeri bulunan bu iki niteligini kaydetmekten mutluluk duyuyorum.

Prof. Dr. Louis Renault * Paris, 1914


* Elçi, Fransa Enstitüsü üyesi Paris Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Okulu Profesörü.
1- La guerre dei Turchi da loro principio furono tutte offensive e inguiste, fatte con implacabile ferita, con solo libidine di dominar altri. -Ogni stato, dominio et regno aquistato con forza, inganno, o tradimento, non e perpetuo nella personna dell’ingannatore e discendenti, ma o si perde in breve con altringanno, o con aperta forza


TÜRKIYE’YI PARÇALAMAYA GIRIS

Ünlü Fransiz düsünürü Montesquieu, “Roma’nin büyüklügü ve yikilmasinin nedenleri hakkinda düsünceler” adli kitabinda söyle diyordu: “Türklerin Imparatorlugu, su siralarda Greklerin eskiden düstügü zayiflik derecesindedir; ancak, daha uzun süre yasamaya devam edecektir, çünkü, fetihleriyle bu Imparatorlugu tehlikeye atacak olan hükümdarlar bulunabilse de, Avrupa’nin üç büyük tüccar ülkesi çikarlarina öylesine baglidir ki, hemen Osmanli’nin yardimina kosar”.1 Taninmis Fransiz yazarin bu kehaneti yüz seksen yil geçerligini korudu; kimileri etki alanindan ya da barisçi amaçlarla bir yerlere varmaktan söz ettikleri zaman bilinmeli ki paylasma yakindir.
Osmanli sinirlari içinde Türklerin boyundurugunda bulunan eski eyaletler ayaklandilar ve bagimsiz devletler olusturdular: Macaristan, Yunanistan, Romanya,2 Sirbistan, Karadag, Bulgaristan, ayrica Arnavutluk, Cezayir, Tunus, Misir, Trablus, Transilvanya, Rusya Ermenistani, Gürcistan, Kirim, Bukovina ve Kibris, Girit, Samos, Rodos adalari v.b. Osmanli’nin dagilmasi birdenbire olmadi; Avrupa’daki topraklarda, bazi hükûmetlerin telkinleri dogrultusunda, uluslarin kendi iradelerine uygun olarak bagimsizliklarina kavusmalari biçimde gerçeklesti ve o topraklarin sinirinda bulunan kimi büyük devletlerin lehine oldu.

Bu konuda bazi politika yazarlari tarafindan hazirlanan taslaklar, henüz ölmemis ayinin postunu satmaya kalkisiyor, Osmanli Imparatorlugu’nun genis topraklari kagit üstünde kesilip, biçiliyordu. Oysa, büyük devletler arasindaki rekabet, Osmanli Imparatorlugu’nun korunmasini Avrupa dengeleri için gerekli kiliyordu.3 Bazi düsünürler Türkiye’nin bati uygarligini özümsemesine olanak bulundugunu bile ileri sürüyorlardi.4 Ancak Istanbul yönetiminin anayasal rejim kurulmasi konusundaki son girisimlerinin beklenen sonuçlari vermedigini de itiraf etmek gerek .

Türk yurtseverleri, daha bagdasik bir halkla Osmanli Imparatorlugu’nun gelecegini daha iyi düzenleyebilecekler mi? Burada müslüman uluslar için ürkütücü bir soru ortaya çikiyor: Müslümanlar çagdas uygarligin gereklerine direnebilecekler mi ya da önlemeyecek biçimde ulusal bagimsizliklarini kaybetmeye ve hiristiyanlar tarafindan yönetilmeye mahkum mu olacaklar?5 Bu konuda, Argenson Marki’si, 1738 yilinda söyle yaziyordu: “Bu müslümanlar daha bes alti yüzyili böyle geçirsinler, Imparatorluklari Sarrasen’lerinki gibi çökecektir”.6 7 Montesquieu’nün tahmini gibi, bu tahmin de gerçeklesecek mi?
Dogrusunu söylemek ve tarafsiz olmak gerekirse, hiristiyanlar ile müslümanlar arasindaki iliskilerin hiç bir zaman dostça olmadigini belirtmek icab eder; kabul edelim ki çagdas hosgörü anlayisina ragmen, bu milletler arasinda, bugün de özellikle hiristiyanlardan kaynaklanan bir hinç alma duygusu bulunmaktadir. Hiristiyan ülkeler daha Türkler Avrupa’ya ayak basmadan önce, onlari Asya’nin derinliklerine sürebilmek amaciyla aralarinda istisare etmislerdi; Haçli tarihçileri Dogunun paylasilmasini öneriyorlardi; 1306 tarihinde Pierre Du Bois, Charles de Valois’nin Konstantinopl Imparatorlugu’nu ele geçirmesini istiyordu. Hiristiyanlara ait bile olsa, bu fevkalade ülke batililari çekiyordu; daha sonra ülkenin Türk egemenligi altina girmesi batililarin müdahalesi için iyi bir vesile oldu. Istanbul’un Türkler tarafindan fethini izleyen yüzyillarda, haçli seferlerinin baslattigi kargasanin yerini, Türkiye’nin paylasilmasi konusundaki taslaklar aldi. Bunlari hazirlayanlar arasinda ihtirasli ve becerikli olanlar oldugu gibi, hayalci ve ütopyaci olanlar da vardi. X. Leon, V. Pius, VIII. Clement gibi taninmis Papalarin oldukça gizli projeleri yaninda, I. Fransua, I. Maksimilyen, XIV. Louis, Büyük Petro, II. Katarina, II. Jozef, I. Napolyon, I. Aleksandr, I. Nikola gibi Imparatorlarin ya da güçlü krallarin projeleri dikkat çekmekte; Monsieur de Polignac’in taslagi gibi resmi olanlar yaninda, aslinda Garibaldi ve Turenne’e ait olmakla birlikte takma adlar altinda yazilanlar da var.

Inceledigim 92 projenin metodik bir siniflamasini yapmak hem güç olurdu, hem de keyfi bir degerlendirme sayilabilirdi.
Ben, en azindan Osmanli düsmanligi temel düsüncesinin gelismesinin izlenmesine olanak saglayan kronolojik bir sira izledim; ciddi ve güçlü savas hazirliklariyla, hayali daragaçlari kuranlari yanyana incelemek pahasina da olsa. Öte yandan, bazi hükumet kançilaryalarinin görüslerini gizlemekte olmalari bakimindan, inceledigim bazi brosürleri resmi vesikalardan daha ciddi biçimde ele alinmaya deger buldum.

Paylasma taslaklarinin büyük bir bölümü, diplomatik yazismalar içine sakliydi ya da eski kitaplarin tozlarina gömüldükleri için az bilinmekteydi; bu projeleri, uzun zamandir beklenen taksimin nihayet gerçeklestigi su sirada bir kitapta bir araya getirmek istedim.

?imdi Osmanli Imparatorlugu’nun Avrupa’dan hemen hemen tamamen silinmesine tanik oluyoruz; bu nedenle paylasma operasyonunun nasil planlandiginin mümkün olabilen en eksiksiz envanterini yapmanin ilgi çekici oldugunu saniyorum.
Kuskusuz, son derecede genis olan bu konunun her yönünü ele aldigimi ve yenilikler getirdigimi söyleyemem; bununla birlikte okuyucularima simdiye kadar bilinmeyen alti proje sundugum için mutluyum; bunlardan bir tanesi Linguet ile ilgilidir; ayrica, 1571 Inebahti (Lepanto) Savasiyla ilgili bilinmeyen8 bir belgeyi sundum. Tarihte büyük rol oynamis, fetihler yapmis Türklerin geçmisiyle ilgilenenler, istedikleri ayrintilari Charriere, Hammer, Zinkeisen, Ranke, Lavisse, Rambaud ve yurttasim Nic Yorga’nin ilgi çekici kitaplarinda bulacaklardir.

Bütün bu paylasma taslaklarini gözden geçirdikten ve bunlarin dogal sonucu olan nihai taksimi inceledikten sonra, bu olaylardan ne gibi dersler alinabilecegini inceleyecegiz.


Trandafir G. Djuvara*
* Romanyanin, Belçika ve Lüksemburg Büyükelçisi,Eski Belgrad,eSofya Baskonsolosu ve elçisi,Istabuldaki büyükElçisi


NOTLAR

1- Bölüm XXIII’te Osmanli Imparatorlugu’nun taksimi tasarilari konusunda su notu eklemistir: “Bu projeler ya ciddiyetten uzaktilar ya da Avrupanin çikarlarini düsünemeyenler tarafindan yapilmislardi.”
2- Bugdan ve Eflak’in özerkliklerini tam anlamiyla kaybetmedikleri ve Türk yönetimine tam olarak bagimli olmadiklarini burada belirtmek gerekiyor.
3- Pitt söyle diyordu :”Osmanli Imparatorlugu’nun bekasinin, Ingiltere için bir ölüm-kalim sorunu oldugunu söylemeyenle tartismam bile”; 1 Temmuz 1839 tarihinde Odillon Barot Fransiz Meclisi’nde söyle konusuyordu: “Avrupanin ortasinda, buranin dengesini ve müslüman vatandasligini korumaya çaba göstermek temel amaç olmalidir; Lord Palmerston, Mösyö de Bourqueney’e 25 Mayis 1839 tarihinde yazdigi bir mektupta söyle diyordu: “Avrupanin dengesi için en az kötü olan güvence, Osmanli Imparatorlugu’nun korunmasidir.”
4- 1865 yilinda yayimlanan Muhammed ve Kuran adli kitabinda Barthelemy Saint Hilaire ve Revue de Deux Mondes dergide (1865) Ch. de Remusat, Hazreti Muhammed’in insanligin en büyük dehalarindan biri oldugunu yaziyorlar. 1853 yilinda Kesis Bonnet -15’nci yüzyildan bu yana Türkiye ve Avrupa Kançilaryalari adli kitabinda -(La Turquie et les Cabinets de l’Europe depuis le XV. Siecle) söyle yaziyor: “Osmanli Imparatorlugu büyük devletlerin yardimiyla dayanabilir, uygarlasabilir ve Avrupa ile Asya uygarliklari arasinda köprü rolü oynayabilir “ Sözü edilen “yardim” gerçekten ve içtenlikle yapildi mi ?.
5- Dünyada iki Müslüman Devletten baskasi yok: Türkiye ve Iran. Hindistan Hükumetinden her yil yardim alan Afganistan bagimsiz sayilamaz.
6- Memoires, Paris, 1859. Sh. 364
7- Ünlü tarihçi Bernard Lewis “Sarrasins” sözcügünün kökeninin Hashisin oldugunu ileri sürüyor. Sarrasins denilenler esrar içerek kendilerinden geçer, bunu etkisiyle zulmederlermis savindan kaynaklaniyor bu terim. Sarrasins, Avrupalilarin Kuzey Afrikali ve Afrikali müslümanlara verdikleri addir. Fransizca’da hatiller anlamina gelen “Assasius”, Arapça’da bekçiler anlamina gelen “Asesin”e benziyor. Hangisi dogru?
8- “Roma Imparatorlugu’nun çöküsünden bu yana hiç bir hükümdar Osmanlilarin fethettikleri kadar eyaleti ve kralligi itaat altina alamamistir” (Estat du Turcq, 17 nci yüzyilda yazilmis, yayimlanmamis bir elyazmasi belge, Brüksel Krallik Kitapligi No. 2563 “)

KITAPTA YER ALAN PROJELER

13. - 14. Yüzyillarda Kutsal Topraklari Ele Geçirme Projeleri
1 Sicilya Krali II. Charles’in Projesi (1270’e dogru)
2 Padovali Kesis Fidence’nin Projesi (1274)
3 Charles De Valois’nin Projesi (1301)
4 Pierre Du Bois’nin Projesi (1306)
5 Raymond Lulle’in Projesi (1306)
6 Marino Sanuto’nun Projesi (1306)
7 Hayton Ya Da Hetum Projesi (1307)
8 Guillaume De Nogaret’nin Projesi (1310)
9 Guillame De’Adam’in Projesi (1311)
10 Kibris Krali II. Henri De Lu Signan’in
Projesi (1311)
11 Brocard’in Projesi (1332)
Türkiye’nin Paylasilmasi Projeleri
12 Bertrandon De La Broquiere Projesi (1432)
13 Burgonya Dükü Philippe - Le - Bon Projesi (1457)
14 Fransa Kirali VIII. Charles’in Projesi (1495)
15 Papa X. Leon’un Projesi (1513 - 1517)
16 Fransa Krali I. François’nin Projesi (1515 - 1517)
17 I. Maksimilyen’in Projesi (1518)
18 Erasmus’un Projesi (1530)
19 P. Nannius’un Projesi (1536)
20 Cuspinianus’un Projesi (1541)
21 Georgevits’in Projesi (1542)
22 Guillaume De Grantrye De Grandchamps
Projesi (1566-1567)
23 Papa Besinci Pius’un Projesi (1570)
24 Italyan Projesi (1571 - 1572)
25 Italyan Projesi (1572)
26 Yüzbasi La Noue’nun Projesi (1587)
27 Rene De Lusigne Projesi (1588)
28 Papa VIII. Clement’in Projesi (1594 - 1560)
29 Rahip Peder Cumuleo’nun Projesi (1594)
30 Lutio’nun Projesi (1600)
31 Chavigny’nin Projesi (1606)
32 Sully’nin Projesi (1607)
33 Italyan Projesi (1609)
34 D’Esprin Chard’in Projesi (1609)
35 Minotto’nun Projesi (1609)
36 Bertucci Projesi (1611)
37 Dük Charles De Nevers’in Projesi (1613 - 1618)
38 Rahip Peder Joseph’in Projesi (1615 - 1618)
39 Valeriano’nun Projesi (1618)
40 François Savary Deb Reves’in Projesi (1620)
41 Vasil Lupu’nun Projesi (1646)
42 Fransiz Projesi (1660)
43 Turenne’nin Projesi (1663)
44 Leibniz’in Projesi (1672)
45 Michel Febvre’in Projesi (1682)
46 XIV. Louis’nin Projesi (1685 - 1687)
47 Rahip Peder Coppin’in Projesi (1686)
48 Rus Çari Büyük Petro’nun Projesi (1710)
49 Rahip Saint - Pierre’in Projesi (1713)
50 Avusturya Projesi (1718)
51 Disloway’in Projesi (1732)
52 Kardinal Alberoni’nin Projesi (1736)
53 Avusturya Projesi (1737)
54 Argenson Markisi’nin Projesi (1738)
55 ve 56 Rusya Çariçesi Ikinci Katarina Ile Avusturya Imparatoru Ikinci Josefin’in Projeleri (1772)
57 Linguet’nin Projesi (1774 - 1776)
58 Carra’nin Projesi (1777)
59 Yazari Belli Olmayan Proje (1788)
60 Volney’in Projesi (1788)
Peyssonel’in Volney’e Yaniti (1788)
61 Brion De La Tour’un Projesi (1788)
62 Hertzberg’in Projesi (1792)
63 Talleyrand’in Projesi (1805)
64 ve 65 Napolyon ve Aleksandr’in Projeleri (1808)
66 Metternich’in Projesi (1808)
67 D’Hauterive’in Projesi (1808)
68 Pozzo Di Borgo Projesi (1809)
70 Kapodistrias Projesi (1828)
71 Dom De Pradt’in Projesi (1828)
72 Yazari Belli Olmayan Proje (1828)
73 Mösyö De Polignac’in Projesi (1829)
74 General De Richemont Projesi (1829)
75 Bronikowski’nin Projesi (1833)
76 Rusya Imparatoru I. Nikola’nin Projesi (1853)
77 Dr. A.C. Dandolo’nun Projesi (1853)
78 D’Albonneau’un Projesi (1860)
79 Pitzipious’un Projesi (1860)
80 Rattos’un Projesi (1860)
81 D. Stepantoviç’in Projesi
82 Kommandatore C. Nigra’nin Projesi (1866)
83 Garibaldi’nin Projesi (1873)
84 Kont Greppi’nin Projesi (1873)
85 Belli Olmayan Proje (1875)
86 Yazarinin Kimligi Belli Olmayan Proje
87 C.J. Rollin’in Projesi (1876)
88 Barona Ve L. De Testa’nin Projesi (1876)
89 Mathias Ban’in Projesi (1885)
90 Yazarinin Kimligi Belli Olmayan Proje (1896)
91 Bresnitz Von Sydakoff’un Projesi (1898)
92 Romen Projesi (1904)
93 Istanbul’un Taksimi Projesi (1912)
Türkiye’nin Taksimi
— (1856) Paris Andlasmasi ve (1878) Berlin Andlasmasi
— Italya - Türkiye Savasi (1911 - 1912)
— Dörtlü Balkan Ittifakinin Türkiye’ye Karsi Savasi
(1912-1913) Birinci Balkan Savasi
— Sirbistan Yunanistan Karadag
Sirbistan ve Romanya’nin Bulgaristan’a
Karsi Savasi (1913)
— Bükres Konferansi ve Bükres Baris Andlasmasi


 Yazarı : Trandafir G. Djuvara Trandafir G. Djuvara
 Kitap Kodu : SST_043
 Barkod : 0
 ISBN : 0
 Fiyatı : 20 YTL.
 SİPARİŞ VER
 

GERİ DÖN




Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.