KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

Baykus
Tüyler ürperten düşünceler ya da tersine tatlı bir şaşkınlıkla dolu inançsızlık duygusu uyandıran bir isim: Mafya. “Bana siz söyleyin, Tanrı aşkına! Yalnız yarı Sicilya’yı değil Amerika’yı egemenliği altında tutan böylesine geniş, böylesine düzenli, gizli ve güçlü suç örgütünün varlığından söz edilebilir mi? Sözüm ona babaları Sicilya’daymış. Gazeteciler onu ziyarete gitmiş ve daha sonra en kara çizgilerle halka tanıtılmış. Baba diye tanıttıkları kişiyi tanıyor musunuz? Ben tanıyorum; iyi bir insan; örnek bir aile babası, çalışmaktan yorulmayan biri. Zengin olmasına oldu ama çok çalıştı. (....) Halkın sesinin mafya babası olarak tanımladığı bu insanların her insanda olmasını umduğum ve Tanrı’nın önünde başının dik kalmasını sağlayacak bir niteliği var: Adalet duygusu. İçgüdüsel, bir duygudur bu doğal olarak: Tanrı’nın bir armağanıdır bu insanlara... Bu adalet duygusu bu insanları saygın kişiler yapar herkesin gözünde”. Bu tanım mafyanın süslü tanımıdır. Sicilyalılara göre mafya tüm dünyanın bir uydurmasıdır. Oysa mafya bir uydurma değil, toplumun her kesiminde kök salmış, dengeleri altüst etmiş toplumsal bir yaradır. Bugünkü çarpık toplumun temelinde kökeni yüzyıl öncesine
dayalı bu gizli örgütün payı büyüktür.

Ne ki, Sicilya toplumundaki çarpıklığın nedenlerini salt bu olguda aramanın yanlışlığı ortadadır. İtalyan Birliği ile başlayan devlet birey arasındaki kopukluk ve köklü anlaşmazlıkların önemli etmenler olduğunu unutmamak gerek. Devletin Sicilyalıya karşı olan sorumluluğunu yerine getirememesi, demokratik kurum ve kuruluşların işlevlerinde yetersiz kalışları ve sonuncu olarak, aydın kitlenin devlet ile halk arasında aracılık görevinden uzak kalarak insanları yazgılarıyla başbaşa bırakmaları mafya gibi bir örgütün doğmasına ve gelişmesine neden olmuştur. Mafya üstte saydığımız tüm kurum ve kuruluşların yerini almış, Sicilya’da ve daha geniş anlamda tüm güney İtalya’da hak, hukuk dağıtmaya ve insanları yönlendirmeye başlamıştır. Kısacası mafya bir boşluğu doldurmuş, ayrıca siyasal, ekonomik ve bir ölçüde kültürel etkinliğiyle devlet-birey ilişkisinde aracı görevi de üstlenmiştir.

Sciascia bu kitabını yazarken mafyanın bir roman kahramanı olmadığını kanıtlar biçimde soruna yaklaşmak istemektedir. Sicilyalı nın mafyayı yok saymasına ve mafyalı ya da mafya babası gibi tanımların var olmadığını savunmasına karşın Sciascia iyi bir Sicilyalı ve Sicilya’yı enine boyuna tanıyan biri olarak mafyayı kendine özgü ironisiyle anlatmayı yeğler: “Marchica’nın dosyasında sayın milletvekili Livigni’nin mitingi ile ilgili bir rapor da vardı; Livigni yerli mafyanın kalburüstü temsilcileriyle, sağında kilisenin oradaki en önde gelen kişisi Don Calogero Giucciardo, solunda Marchica olduğu halde Alvarez evinin orta balkonunda halka sesleniyordu. Konuşmasının bir yerinde tamtamına şöyle demişti: ‘Benim mafya ile ilgimin olduğu iddia ediliyor. Bugüne kadar mafyanın ne olduğunu, var olup olmadığını anlamış değilim; iyi bir katolik ve şerefli bir yurttaşınız olarak yemin ederim ki şimdiye kadar mafyayla ilgim olmadı ve çeteden hiç kimseyi tanımıyorum’. Oysa Lumia sokağının meydanla kesiştiği yerde, genellikle rakiplerinin mitinglerinde toplanan komünistlerden net bir soru patladı. ‘Pekiyi, yanınızda duranlar kim? Papaz okulu öğrencileri mi?’ Sayın milletvekili soruyu duymamış gibi yaparak Sicilya’da tarımın geliştirilmesi için gerekli programı halka sunarken meydandaki kalabalık gülüyordu”.

Bu roman cinayet üzerine kurulu bir romandır. Cinayetin soruşturmasını iki kuzeyli insan yürütmektedir. Biri jandarma komutanı Yüzbaşı Bellodi öteki ise Cumhuriyet Savcısıdır. İki tane devlet adamına karşın bir mafya lideri Don Mariano Arena vardır. İlk ikisinin arkasında devlet; sonuncusunun arkasında mafya vardır. Bu insanlar arasındaki çatışma devlet ile yasal olmayan örgüt arasındaki çatışmadır. Sciascia bu çatışmayla devletin Sicilya’da işlevinin olmadığını buna karşın mafyanın sorumluluk ve görev anlayışıyla yüklü olduğunu gösterir gibidir. Paradoks gibi gözükebilir ama, bu çatışmada Sicilyalılar mafyadan yanadır. Colasberna Palermo’ya giden otobüse binmek üzereyken iki el silah ateşiyle vurulur. Otobüsteki yolcular geleneklerine uyarak cinayet yerinden kaçarlar. Mafyanın işlediği tüm cinayetlerde kadın parmağı görmeye alıştırılmış olan Sicilyalılar bu cinayetin de gene kadın yüzünden işlendiğini belirten imzasız mektuplar yollarlar jandarmaya. Ama Bellodi bu sahte ihbarlara kanmaz ve gerçeği bulup çıkarır. Uyguladığı yöntem o güne kadar görülmedik bir içerik taşımaktadır. Çok uygar ve insancıldır. Bu nedenle mafya babasının övgüsünü kazanır. Aralarındaki konuşma ilginçtir: “Bakın, yüzbaşım, ben yaşamı oldukça tanırım; insanlık diye dilimize doladığımız, güzel ama anlamsız bu kavramı ben beş sınıfa ayırıyorum. İnsanlar, yarım yamalak insanlar, insancıklar, aptallar ve sürüngenler. İnsanlar, çok azdır bu dünyada; yarım yamalak insanlar da öyle. İnsanlık yarım yamalak insanlarla kalsa mutlu olacağım. Oysa kalite giderek düşüyor... Daha da kötüleri var: İnsancıklar... (...) Beni İsa örneği bu kağıtların üzerine mıhlasanız da, siz insansınız”. Mafya babasının demokrasi ve insanlık üzerine söylemleri Sicilya tarihinde kökenini bulan yaklaşımlardır. Toprak ağası, derebeyi ya da para babaları olarak faşizmden çok çekmelerine karşın demokrasiye karşı takındıkları bu olumsuz tavrın temelinde bir ölçüde bir gerçek payı vardır. Toplumların demokrasi adına aldatıldıklarını söylediğinde devreye insanlık kavramını ustaca sokmasını bilen Arena gerçek demokrasiyi ayakta tutacak olanın insansal değerler olduğunu vurgulamak ister gibidir. Bu insansal değerleri ayrım gözetmeksizin, dostta ya da düşmanda, bulmanın olanaklı olduğunu yüzbaşıyı “Siz bir insansınız” tanımlamasıyla ortaya koyarken insanlık konusunda pek de karamsar olmadığını göstermektedir. Ne ki, asıl karamsarlığı toplumlarda kendi tanımına uyan “insan” ların ya da “yarım yamalak insanların” az olmasından kaynaklanmaktadır.

Sanırız Sciascia’nın kitabının özü buradadır. Yazar bir ölçüde perde arkasında kalmış baş kahramanın ağzından toplumlara özünde insan içeren bir ileti yollamaktadır. Tartışma götürmez bir biçimde ortaya attığı savında haklıdır. Çünkü insansal değerlerin yok olduğu yerde insanlığı ayakta tutacak bir rejim tanımamaktadır.

Sciascia’nın romanında Sicilya acı gerçeğiyle önündedir. Çünkü Sciascia’nın sözlerinde Gattopardo’nun inançsız, acı dolu düşüncelerinin yansıması vardır: “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsan, amca, bazı şeylerin değişmesi gerek”. Doğru, Sicilya’da iktidarlar değişir, belki coğrafyası, iklimi, altyapısı, idarecileri değişir ama düzeni, yazgısı değişmez. Sciascia, Sicilya’nın bu yazgısızlık ortamında olanları izlemekte, yazgısızlığı ortadan kaldırmaya dönük önerilerde bulunmaktadır. Aydın olarak üzerine düşen görevi yerine getirmek istemektedir. Gramsci’nin önerdiği aydın tipine uygun olarak aracı görevini mafyadan alıp bizzat kendisi üstlenmek istemektedir. Karamsar olduğu anlarda bile (“Sicilya’nın yüzünü şeytan görsün”) büyük bir sevgi ve sonsuz bir aşkla bağlıdır Sicilya’ya: “Kafamı oralarda parçalayacağım”.

Roman artık düş ürünü olmaktan çıkmış eleştirel yaklaşımlara kapı açan bir tür olmuştur. Yaşanmış ve yaşanan olaylardan kalkarak belgelemek yolunu seçen roman toplumcu tavrına özgü bir dil kullanmak zorunluluğunu duymuştur. Özellikle Yeni-gerçekçi akımda kendini gösteren bu anlatım biçimi toplumsal bir ortamı her boyuttaki gerçeği ile ortaya koymuştur. Geriye bakıldığında, Sciascia öncesi, güney İtalyan yazın geleneğinde Verga’dan başlamak üzere kendini ulusal ve uluslararası düzeyde kanıtlamış toplumcu bir yazın geleneği bulmak zor olmaz. Ne ki, Verga’nın ve büyüklü küçüklü tüm verist yazarların irdelemesi ele verdikleri felaket zincirinin toplumsal ve tarihsel nedenlerini ışığa kavuşturmak için yeterince derinliğine yapılmış irdelemeler olarak gözükmez. Bu olgunun temelinde kuşkusuz yazarların kentsoylu oluşlarının ve ılımlı dünya görüşlerinin payı vardır. Yazarların tavırlarında gözlemlenen bu katılım yetersizliğine, toplumsal sorunlar karşısındaki düşsel yaklaşımlarına sınıfsal açıdan bakıldığında doğal karşılamak olanaklıdır. Ancak en azından yazınsal alanda o aşamada tek boyutlu bir dünya görüşünün egemen olmasına ve yayılmasına neden olduğu da ortadadır. Gene gelecekte gözde ürünleri verecek bir yazın geleneğinin temelini atmış olmalarından ötürü önemli bir adım saymak gerekir. Ancak günümüzde güney sorunsalını yazın düzeyinde nesnel yaklaşımlarla irdelemek ve buna ilişkin çözümlemelere gitmek gereği doğmuştur. Ne ki, romanı bu bağlamda ele almak kimilerini gocundurmakta, kimilerini gücendirmektedir. Dahası, mafyanın şakası yoktur. Sciascia bunun bilincindedir: “Bu kitabı yazmak için tam bir yıl uğraştım; bir yazdan ötekine, daha kısa yazmak için; tüm zamanımı buna vererek değil doğal olarak (...) Kitabı kısaltmak isteyişimin nedeni ölçüden, ritimden ve kapsamdan çok tanıtılmaktan az çok gücenecek kişilerin cephe almasından korunmak içindi. Çünkü İtalya’da bilindiği gibi ne azizlerle ne de devlet adamlarıyla şaka edilemez, nerede kaldı ciddi konuşmak. Amerika’da filmlerde, romanlarda aptal generaller, üç-kağıtçı yargıçlar, dolandırıcı polisler olabilir. İngiltere’de, Fransa’da, (bugüne dek böyleydi) İsveç’te olduğu gibi. Oysa İtalya bunların hiçbirine sahip olamaz, olmayacak asla. Kendimi başkaları için hakaret ve küçümseme olabilecek suçlamaları yapacak kadar kahraman hissetmiyorum”.

Sciascia, 1921 yılında Agrigento’ya bağlı Recalmuto kasabasında doğdu. Caltanisetta öğretmen okulunu bitirdi. Hocaları -Brancati, Monaco, Bonovia- faşizmin ne olduğunu ona öğrettiler. Marksist öğretiye yaklaştı ama tümden benimsemedi. Sciascia aydınlıkçı bir yazardır. Özgürlük ve adaletin akıldan ayrı düşünülmemesi gerektiğini savunan yazar, tam olmasa da günün birinde adalet ve özgürlük üzerine kurulu bir dünyanın var olacağı inancındadır. Çağdaş dünyada aklın işlevi baltalanırken “İtalya’da aklın diliyle konuşmaya yeltenmek -Sciascia’dan aktarıyoruz- penceresine kızıl bayrak asmakla eş anlamlıdır”. Ama Sciascia hiçbir yapıtında “penceresine kızıl bayrak” asmamıştır. Tersine siyasa ile yazın arasındaki sınırları zorlamamış; sanatın bağımsızlığına zarar verecek her türlü öğenin etkisinden uzak durmuştur. Sciascia mutlak bir bağımsızlık ilkesini korumak ister. Bir partiye körü körüne bağlanmayı kişinin özgürlük haklarına saldırı olarak kabul eden yazar bağımsız kalmayı yeğler. Sciascia temelden çelişkili fakat hızlı bir evrimsel gelişme içinde olan toplumda siyasal güçlerin telkinlerine karşın salt “insancı” bir yazar olarak kalmaktadır. Bu aşamada Sciascia kültürün bağımsızlığını savunan Vittori’nin görüşlerini paylaşır. Vittorini Politecnico’da sürdürdüğü savaşımda kültürün siyasallaştırılmasına karşı çıkmıştı. Sciascia halkla birlikte olmanın mutlaka bir siyasal partiye, örneğin komünist partisine, kayıtlı olmaktan geçmediğini vurgularken, böylesi bir yaklaşımla kendisini siyasal bir yazar olarak görenlere hak verir. Partilere karşı takındığı bu tavır Sciascia’nın iktidarla olan ilişkisini belirler. Hangi partinin iktidarı olursa olsun, yazara göre, bir aydının görevi iktidarı denetim altında tutmaktır. Sciascia bu tavrını ölümüne dek (1989) sürdürmüştür.
Necdet Adabağ


 Yazarı : Leonardo Sciascia 132 sh. / Çeviren: Prof. Dr. Necdet Adabağ
 Kitap Kodu : ED_044
 Barkod : 9789755201733
 ISBN : 978-975-520-173-3
 Fiyatı : 17 YTL.
 SİPARİŞ VER
 

GERİ DÖN




Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.