KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

Kültürlerarası Felsefe Açısından Hegel
1930 doğumlu Heinz Kimmerle emekli felsefe profesörüdür. Görevinin son beş yılında Rotterdam Erasmus Üniversitesi Kültürlerarası Felsefenin Temelleri Vakıf Kürsüsü başkanlığını yaptı. O zamandan bu yana araştırmalarının ağırlık merkezini, Afrika felsefesi özelinde kültürlerarası felsefe oluşturmakta.
Hegel’i okumak basit bir girişim değildir ve onun kültürlerarası okunuşu ise özel güçlükler içerir. Hegel’in Avrupa dışı kültürler ve felsefeleri hakkındaki iyi bilinen çarpık ifadeleri kültürlerarası bir Hegel okumasının pek de verimli olmayacağı izlenimini verir. Ne var ki, onun düşüncesinin oluşum tarihini gözeten ve sistemli olarak yapılacak sabırlı bir yorum, bu güçlüklerin pek çoğunu ortadan kaldırır. Sonuç olarak, onun Avrupa dışı kültürleri değerlendirmesinde beliren önyargıların pek de Hegel ile değil, Avrupa ile ilişkili olduğu görülür ki, Hegel Avrupa’nın düşünüş tarzını özellikle berrak ve radikal bir biçimde özümsemişti.
Erken Yazılar’ının (1797-1800) sonlarında Hegel, aynı zamanda kendi felsefe sistemi kurma çalışmasının çıkış noktasını teşkil eden ‚sevgi’ ve ‚yaşam’ kavramlarına ulaşmakta. Bu kavramlar dünyanın ve insanın anlaşılması bakımından, özellikle tarihsel belirlenimleri içerisinde, fakat aynı zamanda kültürlerarası düzlemde de son derece önem taşırlar. Bir yandan ‚Yahudilere karşı ayrımcılık’ diğer yandan ‚Yunanlıların idealleştirilmesi’ dünyanın Avrupa dışı bölgelerine yanlış bir bakış tarzının göstergesidirler.
Geç döneminden tamamen farklı olarak Hegel, erken Fichte ve Schelling’in Felsefe Sistemlerinin Farkı (1801) yazısında, felsefenin (veya felsefe içerisinde felsefi olanın) tarihinin olmadığı, ‚her zaman için aynı’ olduğundan hareket eder. Değişen şey, ‚bir dönemin yapı malzemesi’, hatta şöyle demek de mümkün, onun içinde ya da ondan çıkarak bir felsefenin işlendiği spesifik kültürel bağlamdır. Bu zamansal-tarihsel bakış tarzını, coğrafi ve kültürel olan üzerine de aktarmak mümkündür ki, bu, felsefenin görevinin her zaman ve her yerde aynı olduğunu varsayımına götürür.
Kölelikten kurtuluşun koşullarını sergilediğinden, Tinin Fenomenolojisi’ndeki (1807) köle ve efendi diyalektiği çok kereler dikkatleri üzerine çekti ve yorumlandı. Hegel’in Afrika’yı ve Afrika sakinlerini değerlendirmesi açısından, onun bu diyalektiği ve buna bağlı olan tanınma mücadelesini ilk kez ele aldığı Jena Sistem Taslakları I’de (1803/04) efendi ve köleden değil – görünüşe göre Tahiti’deki ‚zenci kölelerin’ ayaklanması arkaplanında - ‚efendi ve esir’den sözetmesi fikir vericidir.
Temelde Hegel’in yaptığı, Aydınlanma felsefesinde tipik olduğu üzere, zamanının Avrupa düşüncesini evrensel saymaktı. Bu, onun Mantık Bilimi’nde (1812-17) ‚saf’ ve evrensel geçerli düşüncenin açımlanması için zamanı ‚silmek’ zorunda olması, fakat yine aynı amaç için kendi tarihsel döneminin Almancasını kullanmasındaki tutarsızlıkta dile gelir. İşte burada, onun düşüncesinin ne derece kabul edilebilir olduğu konusundaki sınırlılık belki de en açık biçimde kendini gösterir. Ayrıca, felsefi düşüncenin evrenselliği sorusunun da yeniden sormak gerekir. Burada sorunun yanıtının a posteriori bir evrensellikten geçtiğine işaret edilmekte.
Hukuk Felsefesinin Ana Hatları’nda (1821) ayrıntılı olarak ortaya koyduğu hukuk, toplum ve devlet felsefesi çerçevesinde geliştirdiği ‚sivil toplum’ felsefesinde Hegel, sömürgeciliğin haklılaştırılması sonucuna varır. Bu, ‚sivil toplum’un, onu sürekli olarak sınırları dışına çıkmaya zorlayan kendi iç dinamiğinden bir bakıma kaçınılmaz olarak doğar. Bu dinamikle bağlantılı problemler açıkça belirtilir, fakat Hegel, onların çözümlenişini devlet düzleminde aradığından, bu problemleri öylece bırakır. ‚Sivil toplum’un dinamiğinin toplumsal bir düzlemde dizginlenmesi mümkün değildir; o, etkinliğini değişen biçimlerde hep devam ettirecektir.
Hegel’in Avrupa dışı kültürler ve felsefeleri hakkındaki yakışıksız düşünceleri, onun bu konudaki en göze batan olumsuz değerlendirmeleri yaptığı Alt Sahra Afrikası örneğinde sergilenir. O, 1820’li yıllarda çok kereler vermiş olduğu Dünya Tarihi Felsefesi Dersleri’ne girişte, dünyanın Avrupa dışı bölgelerinin neden Avrupa’da cereyan eden asıl tarihin olsa olsa öntarihine dahil edilebilecekleri ya da - diğerlerinin yanısıra Alt Sahra Afrikası’nın durumunda da olduğu gibi - ‚dünya tarihi tiyatrosunun sahnesi’nde hiç bir yerlerinin olmadığı şeklinde dayanaksız ve konuya dair bilgisinin azlığına delil niteliğindeki akıl yürütmeler getirir. Hegel’in bizzat kendisi bu bağlamda, Avrupalı tacirlerin büyük çaplı olarak yürüttükleri köle ticaretine haklılık zemini sağlar. Bu, onun kendi politik felsefesini ‚somut özgürlük’ün felsefesi olarak tasarlamış olmasıyla uyuşmaz. Bu yalnızca onun, Afrikalıları bu özgürlükten pay alabilecek insanlar olarak gerçekten ciddiye almamış olması gerçeği ile açıklanabilir.
Son olarak Hegel’in ardından nasıl onun felsefesindeki avrupamerkezciliğin ağır ve meşakkatli adımlarla aşıldığı sergilenmekte. Schopenhauer, Nietzsche, Bataille ve Merleau-Ponty bu sürece dair örneklerdir. Heidegger’in düşüncesinde avrupamerkezcilik 20. yüzyılın otuzlu yıllarında önce daha da radikal hale gelir. Sonraları, ellili yıllardan itibaren Heidegger kendini Japon filozoflarla görüş alışverişine açmaya ve derinlemesine Lao-Tse ile uğraşmaya başlar. Gelgelelim her kültürde ona ait bir felsefe olduğunu kabul eden kültürlerarası boyutun felsefe yapmaya sokulması bir diğer cüretkar adım olarak kalmaktadır.


 Yazarı : Heinz Kimmerle Sayfa: 112 sh. Kitap Kagıdı / 135x210 mm
Almancadan Çeviren: Alper Tolga Çırakoğlu
 Kitap Kodu : FD_026
 Barkod : 978-975-520-309-6
 ISBN : 978-975-520-309-6
 Fiyatı : 13 YTL.
 SİPARİŞ VER
 

GERİ DÖN




Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.