KATEGORİLER
    Felsefe Dizisi
    Atatürkçü Düşünce
    AB ve Türkiye Dizisi
    Psikoloji ve Din Dizisi
    Sosyoloji-Siyaset-
    İletişim Dizisi
    Edebiyat Dizisi
    Osmanlı Klasikleri
    Gençlik ve Çocuk Dizisi
    Süreli Yayınlar
    SAM YAYINLARI
    TÜRK-YAY
    SİYAH KALEM
    Tarih
 
 HABERLER
Bilge tarihçi Aksun vefat etti

Füsun Akatlı yaşamını yitirdi

Güle Güle Ahmet Abi

20. YILIMIZI KUTLUYORUZ

Terör ve Toplum

Bedir Ashâbı'nın Fazileti (ashab-ı bedir) yayınlandı

22 Temmuz çıktı

 YENİ ÇIKANLAR
  SOSYOLOJİK UNSURLARIN DIŞ POLİTİKAYA ETKİSİ
  ULUSLARARASI SİSTEMİN, SİYASAL KÜLTÜRÜN VE REJİMİN/DEVLET YAPISININ DIŞ POLİTİKAYA ETKİLERİ: İRAN, MISIR, SUUDİ ARABİSTAN, TÜRKİYE
  Gönül Işığı
  RUSYA’DA TÜRK TARİHİ İLE İLGİLİ YAYINLANAN ESERLER KAYNAKÇASI
  Kültürlerarası Felsefeye Giriş
  TÜRKİYE’NİN ÇATIŞMA BÖLGELERİNE YÖNELİK DIŞ POLİTİKASININ ANALİZİ


 MAKALELER
  GÜNDOĞAN YAYINLARI FİYAT LİSTESİ (mart/2018)
  Modern Sosyoloji Kuramları üzerine
  Terör ve Toplum”un yazarı Prof. Dr. Zafer Cirhinlioğlu ile söyleşi;
  Din, Demokrasi ve İlim
  Ordu, felsefe ve Milliyetçilik
  Türk İstanbul 1
  Kızıl - Elma'nın Çürüyüşü


 FIRSAT REYONU
REYONDAKİ FIRSAT ÜRÜNLERİNİ GÖRMEK, İNDİRİM VE TAKSİT SEÇENEKLERİNDEN FAYDALANMAK İÇİN TIKLAYIN.
E-Posta Üyeliği

Adı Soyadı

E-Posta Adresiniz



 

Platon'un Bilgi Kuramı
YAŞAMI, ESERLERİ ve KURAMLARIYLA PLATON

Platon’a dair düşünmeye başlamadan önce Platon’u anlama, öğrenme çabasında dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, o da herhangi bir filozof üzerine araştırma yapılırken; bir çok düşünürün, o filozofu daha iyi anlamaya yardım edecek, oradan hareket edilebilecek bir merkez arama yoluna gittiği gerçeğidir. Ancak hayatı boyunca kendi düşünceleri de dahil, sorun ettiği hemen hemen her konuyu yeniden sorgulayan ve bu sorunlara yaşamının farklı dönemlerde farklı cevaplar veren Platon’da böylesi bir merkezi aramak, başlangıçta düşülebilecek bir hatadır. Hocası Sokrates’ten aldığı yorulmak ve bitmek bilmeyen sorgulama yöntemi ile kendini sürekli sorgulayan Platon’u anlama çabasının tek yanlı ve eksik kalmaması için, Platon’un yaşadığı dönemi ve yaşamının çeşitli dönemlerini; düşüncesinin gelişim süreciyle birlikte ele almak gerekir.
Platon’u dar bir çerçeve içine alarak ona haksızlık yapmamak için böylesi bir giriş yapma ihtiyacı duyduk...

Umarız söylediklerimizi başarabiliriz...
Hatırlanacağı gibi Yunan Felsefesi’nin ilk döneminde doğa (kosmos), ikinci döneminde de insan (anthropos) sorunu ele alınmıştı. Platon ile başlayan ve Aristoteles ile devam eden, Sistematik Dönem olarak adlandırılan bir üçüncü dönemde ise önceki dönemlerde elde edilen doğa ve insan bilgilerinin birleştirilmesi, kaynaştırılması denenecektir. Temsilcilerini Sofistler ve Sokrates’te bulan; insan sorununun ele alındığı ikinci dönemde, bilgi yalnızca pratik hayat için değerlendirilmek istenmişti. İlk dönemde incelenen ve ikinci dönemde bir kenara bırakılan evren ile ilgili metafizik sorunlara yine Platon ile başlayan dönemde dönülür.
Sistematik Dönem adlandırması ve Platon arasında çelişik bir durum da vardır aslında. Hayatı boyunca
sistematik olmayı reddeden Platon’un; kendi içinde bütünlüğü olan bir bilim sistemi yaratması, sorunlarının çok yanlı oluşu, sorunları bir birlik içinde, yani bir sistem içinde işlemesinden ötürü “sistematik dönem” içinde görülmesi, bu açıdan anlamını bulabilir.

Sistematik düşüncenin başlangıcı olarak gösterilen Platon’un öncülük yaptığı bir diğer düşünce ise
idealizmdir. İdealar kuramı ile birlikte anılan Platon, “idealizmin babası” olarak da ifade edilir. Kendisinden sonraki dönemlerde daha da geliştirilecek olan idealist düşüncenin temellerini atan Platon’un, idealar kuramı, ilerleyen bölümlerde daha ayrıntılı ele alınacaktır...

Böylesi bir girişin ardından ilk bölüm olarak; M.Ö. 400’lerin Atina’sına bir yolculuk yaparak Platon’un dünyasını anlama çabamıza başlayabiliriz. Platon M.Ö. 427 yılında aristokrat ve zengin bir ailenin çocuğu olarak Atina’da dünyaya gelir. Atina kralı Kodros’un soyundan geldiği söylenen babası ve Atina’daki Otuzlar Yönetimi’nde yer alan Kritias ile Kharmides’in akrabası olan annesinin, Platon’un ardından Adeimantos ve Glaukon adını verdikleri iki oğlu daha olur. Platon, 20 yaşında Sokrates ile
tanışır ve Sokrates’in ölümü olan 399 yılına kadar onun çok yakın bir dostu ve öğrencisi olur. Bundan sonra 12 yıl boyunca Mısır’a, Kyrene’ye ve Taras’a gittiği söylenir ama kesin olarak bilinen onun Sicilya’ya yaptığı üç ziyarettir. Platon’un hayatında çok önemli olan bazı olaylara geçmeden önce doğumundan yaklaşık yarım yüzyıl öncesine, Atina’nın gücünün ve şanının doruğuna ulaştığı yıllara bir gözatmak gerekir. Isparta ile birlikte 490 ve 480 yıllarındaki Pers saldırılarının püskürtülmesine önderlik eden Atina, Yunan kentlerinin olası Pers saldırılarına karşı kurdukları Delos deniz birliğinde en önemli güç haline gelir. Ancak savaşın ardından giderek aşırılığa varan yayılmacı politikası, Atina’yı Isparta ile çatışmaya sokar. Atina’nın kendi içinde gevşek ve yayılmacı anlayışının aksine Isparta bunun tam karşıtı olarak oligarşik, tutucu, gücünü baskı altında tuttuğu köle sınıfından alan, sanat alanında yeniliklere katlanmayan, askerlik ve yiğitlik erdemlerinin yüceltildiği bir anlayıştadır. Her kentin bir diğerinin rakibi olarak görüldüğü bu ortamda, M.Ö. 441 yılında Atina ile Isparta ve kandaşları arasında Peloponnesos savaşı başlar. Uzun ve acılarla dolu savaş yıllarının ardından Atina, 404 yılında kesin olarak bozguna uğrar. Platon’un da 409 yılında yani 18 yaşındayken askerlik görevini yerine getirdiği düşünülmektedir.

Platon’un gençliğindeki belli başlı biçimleyici etkilerden biri olan Peloponnesos savaşı, yüksek bir idealin
çöküşünü; acıyı, umutsuzluğu beraberinde getirir. Savaş sırasında Atina’daki demokratların (tüccar sınıfının) politikaları, eylemleri ona fazlasıyla malzeme sağlar. Neredeyse tüm Atinalılar gibi o da bu bozgunun nedenini Atina’nın gevşekliği ve beceriksizliğine, Isparta’nın disiplinine, iyi düzenine bağlar. (Platon’un yaşadığı dönemin siyasal yapısını yakından takip ettiği, yazdığı mektuplardan da anlaşılmaktadır.) Çeşitli kanlı olaylardan sonra 403 yılında Atina’da demokrasi yeniden kurulur ancak bundan 4 yıl sonra gerçekleşen bir olay Platon’un demokrasiye olan nefretini haklı çıkarır. Sokrates ölüme mahkum edilir. Sokrates’in Platon üzerindeki ikinci biçimleyici etki olduğu söylenebilir. 399 yılında, dinsizlik ve Atina geçliğinin ahlakını bozma suçlarından mahkemeye verilen Sokrates, demokrat politikacıların düşmanlığı sonucu katledilir. Bu düşmanlığın asıl nedenlerinden biri Sokrates’in gençlik üzerinde etkili olması ve onun sorgulayıcı yanıdır.

Sokrates’in ölümümün ardından Platon, öteki Sokratesçilerle birlikte Megara’ya gitmiş, bir süre orada
kaldıktan sonra Atina’ya dönerek öğretim çalışmalarına başlamıştır. Kurmuş olduğu Akademeia adlı okulda politika, hukuk, yasalar ve felsefe üzerine çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Bir süre Akademeia’nın yöneticiliğini yaptıktan sonra çeşitli yolculuklara çıkmıştır. Yaygın olan bir söylentiye göre Mısırlı rahiplerden matematik, astronomi öğrenmiştir. Anadolu ve İran’ı gezdiği söylentileri de vardır ancak net olarak bilinen Sicilya’ya yapılan yolculuklardır. Kimi zaman gözardı edilen bu ziyaretlerin Platon’un yaşamında üçüncü biçimleyici etki olduğu söylenebilir. Atina’da tanımış olduğu Pisagorcuların çalışmalarını yerinde ve yakından izleyebilmek için 388 yılında Güney İtalya’ya giden Platon, buradayken matematiğe olan ilgisini artırmış ve dini-mistik görüşler edinmiştir. Zamanla bu Pisagorcu yan, Platon’daki Sokratesçi öğenin yanında ikinci büyük öğe haline gelir. Güney İtalya’dan Sicilya’ya geçen Platon, Syrakusa’da kralın akrabası Dion ile tanışır.

Sıkı ve sürekli olacak bir dostluk bağının kurulmasıyla bundan sonra Dion, Platonu iki kez daha Sicilya’ya çağırır ve ondan kral I. Dionysos’un sert yönetimini yumuşatma ve krallıkta siyasi reformlar yapmasını ister.

Platon tirana, siyasal entrikalardan uzak durmayı, anayasal bir yönetim benimsemesini ve yasaları gözden geçirmesini öğütler. Ancak bu öğütlerin hiçbirisi Dionysos üzerinde etkili olmaz. Platon bu ilkeleri Sicilya’da uygulamak için fırsat bekleyen Dion ile sağlam bir dostluk kurup oradan ayrılır. 367 yılında I. Dionysos’un ölümü üzerine Dion, onun yerine yönetime geçen II. Dionysos’u Platon öğretisine daha yatkın görerek Platon’u yeniden Syrakusa’ya çağırır. İkinci deneme, kuşkucu II. Dionysos’un Dion’dan hatta Platon’dan kuşkulanması üzerine başarısızlıkla son bulur ve Platon Atina’ya geri döner. 361 yılında yeniden Sicilya’ya çağrılan Platon’un Atina’ya dönüşü çok güç olur. Fazla konuştuğu için köle olarak satılan Platon’u bir tanıdığı satın alarak Atina’ya gelmesini sağlar. Tüm bu Sicilya deneyimleri Platon’un toplumu dönüştürme düşüncelerinin pek de kolay olmadığını öğrenmesini sağlamış ve toplum görüşü daha gerçekçi ve ayakları yere basan bir hale dönüşmüştür. Son eseri olan ve tam olarak düzenlenemeyen Nomoi (Yasalar) adlı eseri buna örnek olarak gösterilebilir. Platon 347 yılında, 80 yaşında ölür.

İkinci bölüm olarak Platon’un eserlerine fazla ayrıntılara girmeksizin değinecek olursak; 50 yıl boyunca
düşünüp yazmış, sorunlarla uğraşmış, görüşlerini boyuna olgunlaştırmış bir problem düşünürü olan Platon’un hayatının dört bölümde incelendiğini söyleyebiliriz.
(Kaynak: F. Ueberweg, Grundriss der Geschichte der Philosophie)

Gençlik Diyalogları: Apologia (Sokrates’in Savunması), Kriton, Protagoras, Ion, Lakhes, Politeia I (Devlet), Lysis, Kharmides, Euthyphron

Geçit (Geçiş) Diyalogları: Gorgias, Menon, Euthydemos, Küçük Hippias, Kratylos, Büyük Hippias,
Menexenos

Olgunluk Diyalogları: Symposion (Şölen), Phaidon, Politeia II-X (Devlet), Phaidros

Yaşlılık Diyalogları: Theaitetos, Parmenides, Sophistes (Sofist), Politikos, Philebos, Timaios, Kritias,

Nomoi (Yasalar)
Sokratesçi Dönem olarak da adlandırılan Gençlik Dönemi’nde Platon, bilgi ve erdem sorunlarını inceler.
Erdemin özü ve kavramı, erdemin birliği ve çokluğu, erdemin bilgi ve öğretilebilme ile olan ilgisi, Sokrates etkisi altında düşündüğü ve yazdığı dönemin temel sorunlarıdır. (Zamanla Sokrates’in görüşlerini aşarak kendi düşüncesini oluşturmasına rağmen Platon, tüm yaşamı boyunca yazdığı eserlerinden hiçbirinde kendi adını kullanmamış, yazdıklarını çoğunlukla Sokrates’in ağzından ifade etmiştir.) Bu dönemde Sokrates’ten saygı ve sevgi ile bahseder. Temel amaçlardan biri Sokrates’i Sofistlere ve onu Sofist sananlara karşı savunmaktır. Sokrates öğretisi gerçeğine uygun bir biçimde olduğu gibi gösterilmek istenir.

Apologia (Sokrates’in Savunması): Sokrates felsefesinin en önemli noktası; kendi bilgisizliğinin bilincinde olmak, neyi bilmediğini bilmek temel sorundur. Kriton: Sokrates’in mevcut yasalara neden karşı çıkmadığı anlatılır. Protagoras: Erdemin bütünü, öğretilip öğretilemeyeceği, erdemin birliği sorunu. Lakhes: Cesaret Politeia I: Adalet Lysis: Dostluk Kharmides: Ölçülülük (sophrosyne)

Euthyphron: Dinlilik, batıl inancın eleştirisi, kutsal olanın ne olduğu sorunu.
Gençlik dialoglarının temel amacı ahlakın başlıca sorunlarını, kavramsal bilgiler olarak oluşturmaktır. Kavram belirlemeleri ve tanımlar için, Sokrates’te olduğu gibi, tümevarım yöntemi kullanılır. Ortalıkta dolaşan doğrulukları, yanlışlıkları eleştirilmemiş görüşleri çürütmek (elenkhos) esastır. Bunun dışında bu Sokratik dialoglar olumsuz bir sonuçla biter. Yanlış, yetersiz tanımlar çürütülünce dialog da sona erer, araştırmada bir çıkmazla (aporia) karşılaşılır ve ele alınan sorunun doğru yanıtı bulunmaz (Aporetik dialoglar). Ama sorunun yanıtına işaret eden bazı düşünceler ortaya konulur.

Geçit Dialogları’nda Platon bir adım daha atarak bilgi görüşünün temellerini atar. Bu dönemde Sofistlerin hazza dayanan görüşleri tartışmaya açılır, onların karşısına “iyi” kavramı ile çıkılır.
“İyi, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır.” Platon, bu tezin sağlam temellere dayanmasının içerdiği “doğru” kavramının tarif edilebilir, araştırılabilir olması ile mümkün olduğunu kavrar. Sofistler ise “Aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunu aramaya gerek yoktur. Bilinmeyen bir şeyse bulduğumuz şeyin, aranan şey olduğunu nereden bileceğiz?” sorusu ile Platon’u daha da zor bir duruma sokarlar. Platon ise bu sorunu Orfeus ve Pisagorcu öğretilerden edindiği “ruhun ölmezliği” kavramı ile çözmeyi deneyerek Sokrates’i aşma yolunda ilk adımını atar.

Ruh ölümsüz olduğuna göre, aranan doğru ile daha önceki yaşam dönemlerinde muhakkak karşılaşılmış olmalıdır. Hal böyle olunca, ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için “öğrenmek”, eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başka bir şey değildir. Ancak ölümsüz ruhun eski yaşamında gördüklerinden anımsadıkları son derece muğlak bilgilerdir. Bir de bu dünyadaki doğrudan algılamaların getirdiği zihni karmaşa, bu bilgileri daha da karmaşık hale getirir.

Menon: Erdem bir mi, yoksa çok mu? Erdem bir bilgi mi? Küçük Hippias: Kötülüğün isteyerek yapılıp
yapılmaması durumunda erdem sorunu. Büyük Hippias: Güzel araştırılırken kalıcı ve değişmez bir şey
üzerinde durur. (İdeaların ilk izleri) Olgunluk Dönemi’nde ise “ruhun ölmezliği” kavramının mitostan sıyrılıp daha sağlam temellere oturması gerektiği ihtiyacını duyar Platon. Ruhun ölümsüzlüğünün yanında ruhun idealar dünyasından geldiğinin ve kökünün orada olduğunun belirlenmesi yine bu dönemde gerekli hale gelir.

Symposion (Şölen): Güzel ideası tanımlanır. Cisimden bağımsızdır, aşkındır, kendine yeter, yalındır, ezeli ve ebedidir, değişmez. Phadion: İdealar, nesnelerin nedenidir. İyi ideası. Politeia II-X (Devlet): İyi, açık bir biçimde öteki ideaların üstündedir. İki dünya vardır. Duyulan (görülen) dünya, anlaşılan (kavranan) dünya.

Yaşlılık döneminde ise Platon, önceleri ele aldığı bir çok konuyu yeniden gündemine getirerek ahlaki sorunlar ve insanın mutluluğuna yönelik konularla yeniden ilgilenir. Yetkin insan yerine yetkin toplumu tarif etmeye çalışır. Bazı toplumsal görüşlerinde daha gerçekçi baktığını görürüz. (Örneğin ideal devletin yönetiminde en başta olması gerektiğini düşündüğü filozof kralın yerine yöneticilere de egemen olacak yasaların zorunluluğu.)

Syrakusa deneyimleri bunda etkilidir. Yine Güney İtalya’da edindiği Pisagorcu görüş ve matematik-dinsel düşünce idelara kadar olmasa da çok büyük bir yer eder onda.

İdealara ulaşmada matematiğin rolü artar. (Timaios) Halkın tümünü konu eder (Yasalar)

Üçüncü ve son bölüm olarak Platon’un belli başlı düşüncelerine bakacak olursak;
Ruh Kuramı / Bilgi Kuramı / İdealar Kuramı / Sanat Anlayışı / Devlet Görüşü

Ruh Kuramı:
- Sokratesçi Dönem: Bilgi ve erdem sorunları. Geçiş Dönemi: Mutlak ve değişmez olan ile değişen
arasındaki ilişki. Sofistlerin hazza dayanan düşüncelerine karşı iyi kavramı ile çıkma. Ruhun
ölümsüzlüğünün çıkışı.
- Ruhun bölümleri: Ruh üç bölümden oluşur (akıl, irade, iştaha=istek) Akıl bölümü bilgeliği arayan onun
peşinden koşan bölümdür. Bedende kafadır. İrade ise hayvanlarda da olmasına rağmen akla en yakın
bölümdür. Vücutta kalptir. Ruhun en geri bölümü ise iştahadır. Bedensel istekleri ifade eder. Vücutta bel altıdır. İştaha bölümü (yeme, içme, cinsel istekler) mümkün olduğunca zorunlulukların dışına
taşmamalıdır. Çünkü bu bölüme esir olan insanın istekleri bitmek bilmez. Bedenin ölümüyle idealar
dünyasına ruhun ancak akıl bölümü gider.
- Ruh-beden ilişkisi: Kratylos: Beden bir ruh için mezar da olabilir, ruhun kendini açtığı bir işaret de
olabilir. Symposion: Yalnız bir bedeni sevmekle başlamak, bütün bedenlerde ortak olan güzelliği
yakalamak, sonunda kendine güzeli kavramak amacıyla da güzel ruhu sevmek gerekir. Phadion: Beden, değişken, geçici nesnelere yönelen tutkuları yüzünden ruh için bir engel oluşturur. Politeia: Beden eğitiminin amacı bedeni yok etmek değil, ruh için yararlı bir hale getirmektir.

Bilgi Kuramı:
Menon dialoğundaki; (matematik konusunda en ufak bir bilgisi olmayan) köleye geometri sorusu çözdürme örneğinde de görüldüğü gibi Platon, araştırmanın olabilirliğini, felsefenin de olabileceğini ortaya koyar.
Felsefenin olabilmesi de (Sokrates’in savında olduğu gibi) erdemin bilgi ile aynı şey olduğunu söyleyen sav ile mümkündür. Platon’a göre bunun için dialektika gereklidir. Bilgiye götürecek adım dialektikadır.
Dialektikanın Platon anlamında 3 farklı döneme denk gelen 3 açılımı vardır:
- Tartışma sanatı. Soru-yanıtlarla varolan her şeyin değişmez özünü arama (Sokratik)
- Hipotezlerden yola çıkarak akıl yürütme
- Bir yöntem olarak bölme tekniği. Bölünemez olan bir türün tanımına ulaşana dek cinsleri türlerine
bölmek.

İdelar Kuramı:
Platon’un idealar düşüncesinde iki dünya vardır. Bunlardan birisi duyu organlarımızla algıladığımız, “görülen dünya”dır. Görülen dünyada; oluşlar, yokoluşlar, tüm değişiklikler yaşanır. Gelip geçici ve ikincil bir dünyadır görülen dünya. Bu dünyaya dair bilgileri edinmenin ya da bu bilgilerin peşinden koşmanın pek de önemi yoktur. Daha doğrusu, sürekli değişen bu dünyanın, değişen bilgisinin insanlara bir faydası yoktur.

İdealar kuramının diğer bölümü ise “kavranan dünya”dır. Görülen dünyadaki (kötü olmayan) her şeyin
değişmeden sabit kalan bir ideası vardır ve tüm bu idealar kavranan dünyada yer alır. (Tam da burada,
“kötülüğün ideası yoksa kaynağı nedir?” şeklinde bir soru sorulabilir. Kötülüğün kaynağı görülen dünyanın yeme, içme, cinsel istekler gibi hazlarına bulaşan bedendir. Ruh da bedenle etkileşim halinde olduğundan kötülük böyle oluşur. Zaten kötülüğün idealar dünyasında yerinin olduğunu söylemek, yani onun değişmez bir idea olduğunu savunmak, kötülüğün ortadan kaldırılamayacağı gerçeğini de beraberinde getirirdi. Bu ise iyi bir dünyayı düşleyen Platon için çelişik bir durum olurdu. Kaldı ki tüm dinlerin temelinde de bu vardır.

Kötülük tanrısal değildir. Sonradan oluşan bir bozulmanın sonucudur.) Kavranan dünyada yer alan idelar, kendi içlerinde bir hiyerarşi içerisinde yer alırlar (en üstte iyi ideası vardır). Duyu organlarıyla algılanamayan, ancak pek az kişinin akıl yoluyla kavrayabileceği bir dünya olan idelar dünyasının bilgisine ulaşmak için ise tek yol felsefedir.

İdealar dünyasını daha iyi anlayabilmek için Sokrates’in eleştiri konusu olan ve ardından Platon’un da
benimsediği iki düşünceyi incelemek gerekir. Bunlardan birincisi onun tümel kavramların varlığına ilişkin görüşüdür. Buna göre tek tek adil insanların ötesinde bir adalet kavramının, tek tek güzel nesnelerin ötesinde ise bir güzel kavramının bulunması gerekirdi. İkinci görüş ise Sokrates’in insanlara ruhlarına özen göstermeleri gerektiğini bildirmesiyle ilgili olanıdır. İşte tam da eleştirilerin odaklandığı bu düşünceler idealar kuramının temelini oluşturur. Örneğin Platon’a göre bizim ‘iyi’ olarak nitelediğimiz iki olgunun ya da nesnenin iyilik bakımından ortaklığı onların ikisinin birden iyi ideasından pay almaları nedeniyledir. Diğer olgular da Platon’da buna benzer biçimde kategorize edilmişlerdir. Yine Platon’a göre kavramları kullananlar, akıllarında bu kavramların varlığını yadsırlar ancak bu kavramlar olmadan konuşmak ya da düşünmek olanaksızdır.

Örneğin elmadan bahsederken biz tek tek elmalardan değil de bir elma kavramından bahsederiz.
İdealar kuramının bir başka boyutu da bilginin anımsamadan ibaret olduğu iddiasıdır. Çevremizdeki olgular bize yetkin tümellerin yani ideaların bilgisini veremez. Bu dünyadaki olgular bize ancak daha önceden bildiğimiz fakat ruhun, içinde bulunduğu bedenin kirlenmişliğinden dolayı unuttuğu gerçek bilgileri hatırlatmaya yarar.

Sanat Anlayışı:
Devlet kitabında sanat ve sanatçıya mesafeli yaklaşılır. Sanatçının taklit ettiği örnek, gerçeğin kendisi
değildir. Taklit ettiği şey gölgedir. O gölgenin gölgesini yapar. Ve bu da bir imgeden öteye geçemez.
Örneğin ressam hep doğal hem de yapay nesneleri taklit eder. Oysa bunların kendisi de ideaların taklidinden başka bir şey değildir, öyleyse ressam ideanın değil, ideanın taklidinin taklidini yapar.
Homeros ve tragedya yazarları akıl yolunda ilerleyen insanı değil, isteklerine tutkularına kapılmış insanı taklit ederler, dolayısıyla bizde haz ve tutkuyu uyandırırlar. Sanat bir taklit olduğuna göre, bir bilgi değildir, ciddi bir iş de değildir, hazza yönelmiş bir oyundur yalnızca.

Sanat eserlerini üçe ayırır:

- Ozanın kendi duygularını dile getirdiği türler (dythrambos)
- Kişilerin taklit edildiği türler (komedya, tragedya)
- İki biçimden oluşmuş türler (epos)

Bu türlerden komedya ve tragedyayı eleştirir.
Müzik: Birlik ve ses uyumuna önem vermeyen Ion ve Lydia ezgileri eleştirilirken Dor ve Frigya müziği kabul edilir. Ion ve Lydia ezgilerindeki ses uyumsuzluğu ruh zayıflığı ile ruhun tutkulara düşkünlüğünü ifade eder.

Sonraki dialoglarında Platon’un sanat görüşünde önemli değişiklikler olur. Devlet kitabında taklit sanatı
suçlanırken, Sofist dialoğunda imgeleri işleyen insan sanatı, tanrısal sanatla aynı düzeye konur. Taklit
(mimesis) Sofist dialoğunda yaratmanın bir alt türü olarak görülür. Yasalar’da ise sanat ancak taklit
olmadığında eleştirilir. Bu dialogda komedya daha çok eleştirilir. Ancak içindeki gülünç öğe tutkuya neden olmadığı takdirde kabul edilir. Yine Yasalar’da sanatın eğitici işlevi üzerinde durulur. Yasa koyucu sanatın yardımıyla sanatçıyı erdemleri dile getiren bir sanatçı olmaya ikna eder ve kimi durumlarda şarkıların yasa haline geldiği de görülür...

Devlet Görüşü:
Platon’a göre devlet, tek tek kişilerin kendine yetmemesi ve ekonomik gereksinmelerin bireyin öteki
insanlarla bağlaması nedeniyle kurulur. ‘Devlet‘te önce bekçiler anlatılır. Bunlar yönetenler (koruyucu) ve yardımcıları (askerler, savaşçılar) olarak ikiye ayrılır. Üçüncü sınıf ise halk yığını ve el sanatçıları. Üç sınıf işlevsel olarak da kendini ifade eder:

- Karar veren (koruyucu)
- Yardım eden (askerler,savaşçılar)
- Mal-mülk sağlayan (halk, tüccarlar, el sanatçıları)

Söz konusu üç sınıf aynı zamanda ruhun da üç bölümüne denk düşer. Koruyucular akıl, askerler coşkulu yan (irade), mal-mülk peşinde koşan halk ise iştahadır. Erdem de sınıfsal bir yapıdadır. Şöyle ki; yöneticilerin özel erdemi bilgeliktir. Yardımcılarının erdemi cesaret, bütün sınıflara ait olan ise ölçülülüktür. Adalet ise her sınıfa kendi görevini ayıran bir erdemdir. Toplumun adil olması için her insan kendine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmelidir (Devlet) Devlet nasıl mükemmel olur sorusuna Devlet kitabında bulduğumuz cevapları şöyle sıralayabiliriz:

Yönetici filozof olmalıdır. Filozoflar ve savaşçılarda varlık ortaklığı (komün). Çocukları yöneticiler yetiştirecek.

Kadınlar erkeklerle aynı eğitimi görecek, aynı sorumlulukları üstlenecek. Bu mükemmellik yeryüzünde
olmasa bile gökyüzünde vardır. Hedef o örneğe yaklaşmak olmaldır. Bu örneğe yaklaşabilme durumuna göre yeryüzünde şu bozuk yönetim biçimleri vardır:

Timokrasi (şan şeref düşkünlerinin devleti)
Oligarşi (zenginlik düşkünlerinin devlet)
Demokrasi (eşitlik düşkünlerinin devleti)
Tiranlık (Tek bir tiranın yönetimi)

Tüm bu bozuk yönetim biçimleri tek tek incelendikten sonra Devlet kitabında önerilen yönetim biçimi
aristokratik monarşi olur.Bu monarşinin başı ise filozof kral olmalıdır. Yasalar kitabında ise önerilen yönetim biçimi monarşi ve demokrasi karışımı bir yönetimdir.

İlk bakıldığında tutarsızlıklarla doluymuş gibi görünen ancak daha da derinlerine inildikçe görülen bir gerçek var ki o da; herhangi bir din, siyasal düşünce ve yönetim biçimi olmasın ki Platon düşüncesinden pay almamış, etkilenmemiş ya da onun izlerini taşıyor olmasın.

Tüm batı felsefesinin Platon’a düşülen dipnotlar olduğunu söyleyen Whitehead’in de söylediklerini haklı çıkarırcasına; insanların günümüzde kafalarında idealize ettikleri her bir kavram (güzel şiir ideası, güzel kadın-erkek ideası ve ön kabulü, iyi ideası,... vb.) ve hayatlarını kafalarındaki ideallerin yansımalarıyla birebir örtüşecek bir biçimde sürdürmeleri Platon’un hala
aramızda olduğunu gösterir..

YTÜ Felsefe ve Düşünce Kulübü

Kaynaklar:
Devlet (Platon)
Felsefe Tarihi (Macit Gökberk)
Mektuplar(Platon)
Sokrates’in Savunması (Platon)
Sokrates'ten Önce ve Sonra (F. Macdonald Cornford)
Timaios (Platon)
Yasalar (Platon)


 Yazarı : F. M. Cornford 0
 Kitap Kodu : FD_016
 Barkod : 0
 ISBN : 0
 Fiyatı : 40 YTL.
 SİPARİŞ VER
 

GERİ DÖN




Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.